Kalabalık beni sahiden sıktı. Ben ikide birde böyle oluyorum, bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen de hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret filan değil… İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile… Sadece bir yalnızlık ihtiyacı. Öyle günlerim oluyor ki, etrafımdan küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. Fakat sonra birdenbire etrafımda bana yakın birilerini arıyorum. Bütün bu beynimde geçenleri teker teker, uzun uzun anlatacak birini. O zaman nasıl hazin bir hal aldığımı tasvir edemezsiniz. Kış günü sokağa atılmış bir kedi gibi kendimi zavallı hissediyorum.
Ayrılık, insanın zaman zaman yaşadığı bir şey değil, insanın ta kendisidir. Çünkü insan ayrılıktan yaratıldı. Söylemesi ne kadar zor değil mi? Insan ayrılıktan yaratıldı. İnsanin hakikatı ayrılıktan ibaret; insanın hayatı. Var olmak, ayrılıkla başlayıp ayrılıkla biten sancıdır.
"Hiç aklına geliyor muyum?" dedi yüzüme bakarak.
Acıklı ve acınacak bir halde itiraf etmeliyim ki evet. Aklıma geliyorsun. Bunun mantıklı hiç bir tarafı yok. Kendimden nefret edecek kadar zavallı olduğum dogru ama elimde değil. Aklıma geliyorsun her seferinde ve aynı zavallıca duyguyla seninle bir araya gelebilecegimizi umut ediyorum. Karşılaştığımızda ne diyebilecegimi düşündüm defalarca. Ne yazık ki bunu çok düşündüm ve sana bağırıp cagirabilecek kadar bile takatim kalmadı gecen yıllar boyunca. Seni düşünürken bütün kelimeleri kaybettim.
"Yoo. Pek değil," dedim başımı öne eğerek.