“hayır, özgür değilsin,” dedi. “senin bağlı bulunduğun ip, öbür insanlarınkinden biraz daha uzun; hepsi bu kadar! senin patron, uzun ipin var, gidip geliyor, kendini özgür sanıyorsun.”
ben sık sık unutuyor, yanılıyor, sendeliyorum, dinim dinsizliklerden yapılmış bir mozaiktir; bazen içimden, küçük bir ânı alıp karşılığında bütün hayatımı veresim gelir. ama sen dümeni sağlam tutuyor ve en tatlı, ölesiye anlarda bile rotayı nereye çevirdiğini unutmuyorsun.
“sen “dinsel hoşgörü”den yanasın. hangisi olursa olsun, dinini sevmek için, özgür olmak olmak istiyorsun. iyi hoş. ama bundan fazlasını da istiyorsun: yalnızca senin dinine göre tapınılsın istiyorsun. kendi dinine hoşgörülüsün, ama diğer dine değil. birisi kalkıp, kişisel bir tanrıya değil de, doğrudan doğaya tapınacak ya da onu sevecek ya da onu tanımak isteyecek olsa, hiddetleniyorsun.”
“toplum bireyi müthiş cezalara çarptırma hakkını kendinde bulur; ama kötülüklerin en büyüğü olan sığlık, yaptığını anlamasına engel olur. bireyin cezası bittiğinde onu tek başına bırakır; yani bireye karşı en önemli sorumluluğunun başladığı noktada, onu terk eder.”