Kahramana birtakım eylemler izafe ettiğimiz, sonra da seyirci koltuğuna geçip oturduğumuz gerçeği, bu kahramanlar alaşağı edildiğinde ya da öldüğünde açık seçik ortaya çıkar. Kahramanın yiğitliklerine nasıl uyum sağlamışsak, onun düşüşüne de aynı şekilde uyum sağlarız. Kahraman güçlüyken onu destekleriz, zayıf olduğunda da onu terk ederiz. Kahramanın yükselişi ya da düşüşünün yaptıklarıyla hiçbir ilgisi yoktur. Her iki durum da, bizim onu görme biçimimizle ilintilidir.
Eğer altı bin yıldan beri süregelen uygarlıklar boyunca, iddia ettiğimiz gibi, daha eğitimli toplumlar aşamasına geldiysek, neden hâlâ böylesine hayattan kopuk tek boyutlu kahramanlarımız var?
Gaddarca fiziki güç kullanan bir polis devleti mi yoksa psikolojik denetime başvuran bir devlet mi? Bu, totalitarizmin türüne bağlıdır. Önemli olan, bizim ona uyum sağlamamızdır. Kahramanlara ise yalnızca itaat etmekle kalmıyor, sorgusuz sualsiz izliyoruz. Sirk hayvanları gibi itaat etmiyoruz tabiî. Çelişkilerimizi görmemek için, yaptığımıza akılcı bir kılıf uyduruyoruz.