Ki evlilikten beklenenler ile ilişki arasındaki en büyük fark budur. Benim ilişki deneyimim, iki kişinin nispeten zorlantılı bir şekilde birbirlerinin seçilmiş içsel arketipleriyle sandalye kapmaca oynamalarıdır. Benim sert sokak çocuğum, senin gece kulübü meleğinle aşk yaşıyor. Ben senin evsiz berduşunum, sen benim sevgi dolu annemsin. Ben senin kayıp babanım, sen benim üzerime titreyen kızımsın. Ben senin kulunum, sen benim tanrıçamsın. Ben senin tanrınım, sen benim rahibemsin. Ben senin danışanınım, sen benim analistimsin. Ben senin yoğunluğunum ve sen benim toprağımsın. Bunlar, örüntülerin nispeten cafcaflı olanlarından bazıları. Tahterevallide hop oturup hop kalkan animusla anima.
Bunlar, arketipsel çiftleşmeler uslu durdukları müddetçe yeterince uzun süre ayakta kalırlar. Peki ya adamın içindeki küçük oğlan çocuğu, kadının içindeki anneyi ararken onun yerine, tam da bu gece, bağırsaklarını paramparça eden keskin dişli bir analist bulduğu zaman. Ya da kadının içindeki küçük kız, adamın içindeki babayı ararken, baba yerine, yatacağı bir tanrıça isteyen pagan bir ibadetçi bulunca ve bu onu, gerçekte şehvet düşkünü bir putperest olan babacığını memnun etmek için tanrıça rolü oynayan küçük bir kız kılığına bürünmeye teşvik edince…. küçük kızlar haz alamaz. Ya da bir kadın, gizlice kendisine bakacak bir anne arayan maço bir erkeğe çekim hissediyorsa: Bir erkeğin cinsel benliği, kendi içindeki küçük oğlan çocuğunun hizmetindeyken ereksiyon olamaması veya erken boşalması şaşırtıcı değildir. Ya da aslında onlar birbirleri karşısında mevcut bile değillerdir. Kendi kendilerini tatmin ediyorlardır. Psişelerinde küçücük bir oğlan çocuğu olan bu erkekler gerçek kadını bir dublör gibi görürken, yataklarını paylaştıkları kadın, her şey gayet iyi olduğu halde neden kendisiyle