Herkesin bir gölgesi vardır ve bilinçli yaşamında birey ona ne kadar az yer verirse gölge o denli karanlık ve yoğun olur. En iyi niyetlerimizi her anlamda köstekleyen bilinçdışı bir engel vücuda getirir.
Orta yaş dönemimde iblislerimle karşılaştım. Nimet zannettiğim şeylerin çoğu lanete dönüştü. Geniş yol daraldı, aydınlık, yerini karanlığa bıraktı. Ve karanlıkta üzerine titrediğim, özenle süslediğim içimdeki aziz günahkârla tanıştı.
Keşke o kadar basit olsaydı! Keşke bir yerlerde sinsi sinsi kötü işler çeviren birileri olsaydı da yapılması gereken tek şey, onları geri kalanımızdan ayırt edip yok etmek olsaydı. Ama iyi ile kötüyü ayıran çizgi her insanoğlunun kalbinden geçer. Kim kendi kalbinin bir parçasını yok etmeyi göze alabilir ki?
Evli insanları ya da aralarında evlilik bağı olmasa bile çok yakın ilişkideki insanları analiz edince onların psikolojilerini ayrık bir unsur gibi inceleyemeyiz. Sanki iki kişiyle meşgul oluyoruz gibi ama bireysel özellikleri ilişki özelliklerinden ayırmak son derece zor.
Böyle bir canavar hayvan bir rüyada belirdiğinde anlarız ki bilinçdışından bir şey çıkıp geliyor ve iradeli güçten de pek etkilenmiyor. Tıpkı önüne geçilemeyen bir alın yazısı gibi. İlkel üzgündür, kayıp bir çocuk gibidir, ta ki kendi totem hayvanıyla aynı rüyada olana kadar. Sonra Tanrının evladı olur, insan olur, farklı bir kaderi olur.