Sessizliğin Gölgesinde
Bir veda düştü avuçlarımdan, buzdan
Kelimesiz bir yara, zamansız bir hüzün.
Gitmek denen o ağır, o sağır karardan
Kaldı geriye sadece sensiz bir boşluk...
Şimdi her köşe, yorgun bir hatıra taşıyor,
İzlerin silinmez, havada asılı kokun.
Oysa dünya döner, saatler işliyor,
Ve ben bu ayrılık kuytusunda, tek yolcu oldum.
Yalnızlık, bir giysi gibi üzerimde şimdi,
Sırtıma yapışan soğuk, dokunulmaz bir sır.
Kalabalıklar geçer, güler, konuşur, bilmezdi
İçimde kurulan bu sessiz, dipsiz nehir.
Ne kadar uzağa baksam, hep sen varsın orada,
Hayalin bir mum gibi titrer, söner, yeniden yanar.
Boşluk yankılanır, dört duvar arasında,
Bu yalnızlık, bazen ayrılıktan da acı bir yar...
Gözlerimden süzülen, ne yaş ne de umut,
Sadece gerçeğin kristal, kırık yansıması.
Ne zaman bitecek bu uzun, bu derin uyuşukluk,
Ne zaman solar, bu kalpteki veda tarlası?
Ama ben bu acıyla da yürümeyi öğrendim,
Sessizliğin gölgesi, artık benim evim.
Ayrılığın soğuğunu içime çekip gülümsedim,
Çünkü yalnızlık da bir yerde, senin yokluğuna talim.
Elif Akdemir