Bir kitapta şöyle bir şey okumuştum: 'Anlamsız yaşam'. O anda anlamıştım bunun ne demek olduğunu. Böyle bir yaşımı biliyorum çünkü... düşünceler vardır, ama birbirlerine bağlı değildirler, çobansız koyunlar gibi dolaşır dururlar kafalarda, onları bir araya toplayacak kimse yoktur. Anlamsız yaşam dediği bu olsa gerek. Arkama bakmadan kaçardım öyle bir yaşamdan. Bir şeyleri anlamaya başladığında nasıl acı çekiyor insan.
Çevresinde her şey ağır hareket ediyor, gri bulutlar gökyüzünde birbirlerini pek yavaş kovalayarak süzülüyor, yolun iki yanında ıslak ağaçlar çıplak tepelerini sallayarak görünüp kayboluyor, her yanda tarlalar uzanıyor, yer yer tepecikler yükseliyordu.
Karanlık bir yaşamın insanları olarak bizler her şeyi hissederiz, ama duygularımızı dile getirmekte zorlanırız, duygularımızı anladığımız, ama dile getiremediğimiz için kendimizden utanırız. Ve çoğu zaman utancımızdan, düşüncelerimize kızarız. Her yandan vurur bize yaşam, iğneler bizi, biraz dinlenmek isteriz, ama düşüncelerimiz engel olur buna.