Hayatın acısına, insanların yozluğuna dair bir kitap. Okuduğumda halime şükür mü edeyim yoksa halimden utanayım mı bilemedim. Beğenmediğimiz hayatlarımızın aslında kimilerinin rüyası olabileceği fikrine kapıldım. Belki de kendini beğenmişliktir benimkisi: Bir tarafta, bir elinde çay bir elinde kitap olan ben; öte tarafta tecavüze uğramış, gebe kalmış, bir elinde gözlerine bulut düşen bebeği, öbür elinde açlıktan kendi sütünü içmek için tuttuğu memesi olan bir kadın; Meleknaz...
Ve hala şikayet edecek bir şeyler bulabiliyor muyum? -Evet.
Herkesin her şeyden şikayet ettiği şu günlerde, sahip olduklarımızı hep gözardı etmiyor muyuz?
Neden daha fazlasına sahip olmaya çalışmak yerine, sahip olduklarımıza başkalarının da sahip olabilmesi için uğraşmıyoruz?
Diğer bir mesele de Hüseyin... Hüseyin neden böyle bir kadına tutuldu? Evet, "böyle bir kadın". Ne kadar da utanç verici aslında değil mi? Gerçekten "böyle biri" miydim? Nasıl "böyle" bir laf ettim kendi kendime, neden "böyle" düşünüyordum? Ya da gerçekten "böyle" mi düşünüyordum? diye sorgulayıp durdum...
Ne demekti ki bu "böyle"?
Meleknaz; doğmayı kendi seçmemiş, cinsiyeti ona sorulmamış, dini de yaşadığı çevre tarafından empoze edilmiş, alınmış, satılmış, tecavüz edilmiş ve hayatıyla ilgili hiçbir konuda kendisine hiçbir şey sorulmamış... İşte Meleknaz "böyle" bir kadın. Ama yine de bu "böyle"de pejoratif bir anlam, rahatsız edici bir yan var gibiydi öyle değil mi? Bu "böyle"nin kötü olabilmesi için iradi bir şeyler içermesi gerekmiyor muydu? Oysa "böyle"de en ufak bir irade kırıntısı dahi yoktu... Yapmadığımız ya da yapamadığımız, yani gücümüzün yetmediği şeylerden sorumlu tutulabilir miyiz?
Peki sorumlu tutulamayacağımız şeylerden dolayı ahlaki ya da cezai bir yargılamaya tabi tutulabilir miyiz?
Hatırlayalım: İyi ya