Eseri okumaya başlamadan önce içindekiler kısmındaki başlıkları gördüğümde ilgi çekici bir eserle karşı karşıya olduğumu düşündüm. Lakin yazarın bakış açısı ve anlatım tarzı bu durumu çok kısa sürede tersine çevirdi. Eserde az da olsa ilginç bilgiler olsa da esere bütünsel açıdan bakıldığında aşırı yetersiz kaldığı, çok zayıf argümanlarla savunmalar yapıldığı, çok yüzeysel kaldığı kendini belli ediyor.
İsim gereği, hayali cemaatler dediğinde gerçekten ''hayali'' tüm cemaatleri ele alacağını düşünerek belki de fazla bir beklentiye girdim ama sonuç tamamen hüsran. Milletlerin ''hayali'' olduğunu belirtip, dini cemaatleri ise ''doğal'' göstermesi tam anlamıyla sadece milliyetlere karşı oluşturduğu perspektifi ortaya koyuyor. Millet kavramının hayali olduğunun savunulduğu bir ortamda, bunu doğru kabul edersek bence ondan daha da hayali olan din kavramı da çok daha büyük bir hayal ürününü ortaya koymaktadır. Millet kavramını yerden yere vurmayı seçip din kavramını yüceltmek ancak algılamalarda oluşan eksik görüntüyü ortaya koyar. Millet düşüncesini Fransız İhtilali'nin bir sonucu olarak görmek ve ondan önce hiç olmadığını varsaymak ise tamamen bir tarih konusunda cehaleti ortaya koymaktır.
Dünya'da yaşayan canlıların hayatını en fazla etkileyen faktör, coğrafyadır. Coğrafya'dan bağımsız olarak kitlesel kavramları oluşturmak, bulunan neticeleri olduğu gibi görmeyi engeller. Hristiyanlığın ortaya çıktığı dönemde İsa'nın bulunduğu topluma vaadi yeni bir din değildi. Eski olan, asıl olan Yahudiliğe dönüş düşüncesi idi. Tabi bunun getirdiği zorluklar, yayılmak istenen coğrafyada sorun teşkil edeceği için zaman içinde esnetilerek şuan ki Hristiyanlık durumunu almıştır. Bu durumun en bariz iki örneği ise, sünnet ve domuz eti yeme durumlarıdır. Yahudilikte olan bu yasaklar, kendi