Dini siyaseti alet edilişi, Batı Türkleri tarihinin şifa bulmaz bir hastalığıdır. Bu hastalık gerçeği, cumhuriyetin Atatürk devrindeki tasfiyeler ve laik nizamın Hitit uygulamaları ile küllenmişti. Fakat için için yani ateşinden bir şey kaybetmemişti. 1925'te 14 doğum vilayetini saran şeyh said isyanı, din bayrağı altında yürütülmüştü. 1930'da Menemen'de Derviş Mehmet, genç Kubilay'ın başını, tekbir sesleri arasında keserek bir mızrağı geçirdi. Bursa'da din namına olaylar oldu. Canlar verildi. Hülasa, bu ateş hiçbir zaman sönmedi. Saidi Kürdi, adını Cumhuriyet devrinde Saidi Nursi olarak maskeledi ve bu devirde suçlar işledi. Mahkum oldu.
Halbuki Cumhuriyet inancı ve ibadeti serbest bırakmıştı. Namaz kıldığı için tek kişi suçlanmadı. Camiye gitmek kimseye suç sayılmadı. Camiler daima açık kaldı. Din ve itikat, zaten dini kabul ettiği gibi, Allah'la kul arasında bir iç bağıntı olarak kaldı.
Klasik demokrasi her şey demek değildir ama İnönü ile, çok partili demokrasi gelmişti. Onu yerleştirmek, Menderes ve arkadaşlarının vazifesi olacaktı. İşte bu, başarılamayan hedeflerden biri oldu...