Elo

Eşit ve yatay ilişkiler inşa et
FİLOZOF: Doğru; birisini ne övmek, ne de azarlamak gerekiyor. Adler psikolojisinde, yatay ilişkilere dayalı bu tür yardımlara 'cesaretlendirme' denir. ... FİLOZOF: Kişi, görevlerini yerine getirmediğinde, bunun nedeni beceriksiz olması değildir. Adler psikolojisi bize buradaki sorunun beceri sahibi olmayan bir kişi değil, sadece 'görevleriyle yüzleşmek için cesaretini kaybetmiş bir kişi olduğunu söyler. Durum böyleyse, her şeyden önce yapılması gereken şey o cesareti geri kazanmaktır. ... FİLOZOF: Nedeni açık. Övülmek, insanların beceriye sahip olmadıkları inancını geliştirmelerine neden olur. FİLOZOF: Tekrar mı edeyim? Birisi bir başkası tarafından ne kadar çok övülürse, becerisi olmadığına daha çok inanır. Lütfen, bunu hatırlamak için elinden geleni yap. Övülmek seni mutlu etse bile, dikey ilişkilere bağımlı olmanla ve hiçbir becerin olmadığını kabul etmenle aynı şey. Çünkü övgüde bulunmak, beceri sahibi olan birisi tarafından beceriye sahip olmayan birisine karşı varılan bir yargıdır. GENÇ: Bunu kabul edemiyorum. FİLOZOF: Övgü duymak birisinin hedefi haline geldiğinde, bir başka kişinin değerler sistemine uygun bir yaşam tarzı seçiyor demektir. Şu noktaya kadar hayatına bak; ebeveynlerinin beklentilerine göre yaşamaktan yorulmadın mı? GENÇ: Şey, evet. Sanırım, yoruldum. FİLOZOF: İlk, olarak görevleri ayır. Sonra, başkalarıyla arandaki farklılıkları kabul ederken, eşit ve yatay ilişkiler inşa et. Cesaretlendirme bir sonraki yaklaşımdır.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
GENC: Büyük İskender mi? Evet, onu dünya tarihi dersinde öğrenmiştim. FILOZOF: Milattan önce dördüncü yüzyılda yaşamış olan Makedonyalı bir kraldı. Pers Lidya krallığına doğru ilerlerken, akropolde kutsal olarak kabul edilen bir savaş arabasının bulunduğunu öğrenmişti. Savaş arabası, eski kral Gordias tarafından tapınaktaki bir sütuna sıkıca bağlanmıştı ve o civarlarda yayılan bir efsaneye göre kral, “Bu düğümü çözen kişi, Asya'nın efendisi olacak," demişti. Becerikli birçok kişinin çözebileceğinden emin olduğu sıkıca atılmış bir düğümdü ama kimse bunu başaramamıştı. Sence Büyük İskender bu düğümün başında dururken ne yapmıştı? GENÇ: O efsanevi düğümü kolaylıkla çözüp Asya'nın hâkimi olmamış mıydı? FİLOZOF: Hayır, öyle olmamıştı. Büyük İskender düğümün ne kadar sıkı olduğunu görür görmez, kılıcını çıkarıp bir seferde düğümü ikiye ayırmıştı. GENÇ: Vay canına! FİLOZOF: Sonra, "Kader efsanelerle değil, insanın kendi kılıcıyla ortaya çıkan bir şeydir," dediği söyleniyor. Efsanelerin gücünü kullanması gerekmiyordu ve kaderini kılıcıyla şekillendirecekti. Bildiğin gibi, sonradan günümüzde Orta Doğu ve Batı Asya olarak bilinen tüm bölgelerin muhteşem fatihi oldu. Gordion Düğümü olarak bilinen meşhur öykü budur. Dolayısıyla, bu tür karmaşık düğümlerin, yani kişiler arası ilişkilerimizdeki bağların, geleneksel yöntemlerle çözülmesi değil, tamamıyla yeni bir yaklaşımla koparılması gerekir. Görevlerin ayrılması konusunu ne zaman açıklasam aklıma hep bu Gordion düğümü gelir.
FİLOZOF: Hepimiz kişiler arası ilişkiler yüzünden sıkıntı çekiyoruz. Bunlar kişinin ebeveynleriyle ya da ağabeyiyle ilişkileriyle ilgili sorunlar da olabilir, kişinin işyerindeki kişiler arası ilişkilerle ilgili sorunlar da olabilir. Geçen sefer, belirli adımlar duymak istediğini söylemiştin. Ben şu öneriyi yapacağım. Öncelikle, "Bu kimin görevi?" diye sormak gerek. Sonra, görevlerin ayrılması gerek. Bunun ardından, kişinin kendi görevlerinin hangi noktaya kadar ilerlediğini ve hangi noktadan itibaren bir başka kişinin görevi olduğunu sakin sakin düşünmesi gerekir. Ayrıca, başkalarının görevlerine karışmamak veya kendi görevlerine tek bir kişinin dahi müdahale etmesine izin vermemek de gerekiyor. Bu, Adler psikolojisine özgü belirli ve devrimsel nitelikte bir bakış açısıdır ve bir kişinin kişiler arası ilişkileriyle ilgili sorunlarını tamamıyla değiştirme potansiyeli taşır
FİLOZOF: Ayırmak budur. Başkalarının sana bakacağından endişe ediyorsun. Başkaları tarafından yargılanacağından endişeleniyorsun. Bu yüzden sürekli olarak diğer kişilerden ilgi bekliyorsun. Şimdi, başkalarının sana bakmasından neden endişe ediyorsun? Adler psikolojisinin buna verdiği kolay bir yanıt var. Henüz ayırma görevlerini yapmamışsın demektir. Başkalarına ait olan görevlerin bile sana ait olduğunu düşünüyorsundur. Büyükannenin sözlerini hatırla: "Nasıl göründüğün konusunda endişelenen tek kişi sensin." Bu sözleri, tam olarak ayrılık görevlerinden söz ediyor. Başkalarının, yüzüne baktığında ne düşündükleri - işte bu başkalarının görevidir ve üstünde kontrol sahibi olduğun bir şey değildir.
FİLOZOF: Şöyle bir söz vardır: Hayatını kendin için yaşamıyorsan, kim senin için yaşayacak? Kendi hayatını sadece sen yaşarsın. Hayatını kimin için yaşadığına gelince, tabii ki cevap yine sende. Hayatını kendin için yaşamıyorsan, senin yerine kim yaşayabilir? Sonuç olarak, 'ben' konusunu düşünerek yaşarız. Bu şekilde düşünmememiz için hiçbir neden yoktur. GENÇ: Siz de nihilizm zehrinden nasibinizi almışsınız sanırım. Sonuç olarak, 'ben' konusunu düşünerek yaşadığımızı mı söylüyorsunuz? Üstelik bunun iyi bir şey mi olduğunu söylüyorsunuz? Ne kadar korkunç bir düşünce tarzı! FİLOZOF: Bu, kesinlikle nihilizm değil. Hatta tam tersi. İnsan başkalarından onay görmeyi istediğinde ve sadece başkaları tarafından nasıl yargılandığı önemsendiğinde, sonunda başkalarının hayatını yaşamaya başlar. GENÇ: Bu ne anlama geliyor? FİLOZOF: Onay görmeyi çok istemek, 'bu tür bir kişi olmanı isteyen insanların beklentilerine bağlı bir hayat yaşamana neden olur. Bir başka deyişle, gerçekten kim olduğunu bir tarafa bırakır ve başkalarının hayatını yaşarsın. Ayrıca, lütfen şunu unutma: Başkalarının beklentilerini tatmin etmek için yaşamıyorsan, başkaları da senin beklentilerini tatmin etmek için yaşamıyor demektir. Birisi senin istediğin gibi davranmayabilir ama bunu seni öfkelendirmek için yapmaz. Bu, doğal bir şeydir.