“Rahman arşa istiva etti.”
İmamlar bunun manasının sabit fakat keyfiyetinin bilinmeyeceğini söyler. İmam Malik b. Enes Ra: “İstiva malum / bilinen bir şeydir. Keyfiyeti ise bilinemez. Ona iman vacibdir, ona dair soru sormak bid’attir demiştir.” Ondan önce Rabia (tu’r-Re’y) de böyle demişti. [1] Ehlisünnetten bunu reddeden yoktur.
Buna göre istiva ettiği nasıl söylenemez. Malik, keyfiyeti yok demedi, keyfiyeti bilinemez dedi.
Bu hususta Ehli Sünnet alimleri ihtilaf etmiştir. Bu lafzın “Kuran-ı Kerim’de (7-8 yerde) geçtiği malumdur, manasını ise Allah katında saklamıştır” görüşü de zayıftır. O sadece: “İstivanın ne olduğu bilinen bir husustur” demiş ve yalnızca ismin bilinen bir şey olduğunu haber vererek tamamına dair bir haber vermemiştir. O bu manayı kastetseydi; “anlamı bilinemez, tefsiri bilinemez, beyanı bilinemez der ve keyfiyetinin bilinmesini reddetmezdi.
İşte şanı yüce Allah’ın kendi zatı ile ilgili söz konusu ettiği bütün sıfatların durumu budur. Yüce Allah: “Korkmayın çünkü ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm” Taha 46 buyuruyor. Peki, nasıl işitir ve nasıl görür? İşitmek ve görmek bilinen şeylerdir. Ama keyfiyeti bilinemez. Konuşmak bilinen bir husustur. Ama keyfiyeti bilinmez.
Mezhep alimlerimizden ve ehl-i sünnetten böyle diyenler şanı yüce Allah’ın hakiki manasıyla arşın üstünde olduğunu ve zatının da arşın üstünde olduğunu ikrar ediyor, istivanın manasını inkar etmiyor ve bunun anlamı büsbütün bilinmeyen müteşabih kabilinden olduğunu söylemiyorlardı. Selef de ehl-i sünnet mezhebinin benimsediği şekilde bunu tefsir etmek hususunda ittifak etmişlerdir. Bazıları: Arşın üstüne yükselmiş, Arşın üstüne çıkmış derken diğerleri de başka ifadeler kullanmıştır. Bu ifadeler ise seleften sabittir. Buhari Sahih’inde “er Raddu Ala’l-Cehmiyye” kitabının/bölümünün
İbnu’l-Kayyım rahmetullahi aleyh der ki:
“Üç söz var ki selef bunları birbirlerine yazar gönderirdi. Eğer kul bu sözleri kalbinin levhasına nakşedip nefesleri sayısınca okusa, yine de hakkını tam vermiş olmaz. Bu sözler şunlardır:
*“Kim gizlisini ıslâh ederse Allah da onun açığını ıslâh eder.*
*Kim Allah ile arasını ıslâh ederse Allah da onun ile insanlar arasını ıslâh eder.*
*Kim âhireti için çalışırsa Allah da onun dünya ihtiyâçlarını karşılar.”*
📖_er-Risâletu’t-Tebûkiyye_ (92)
Hindu dîninde ibâdet edilen en büyük ilahlardan biri olan *Vişnu*’ya yapılan bir dua.
Bu duada Hindu dîninin temel karakteri görülüyor. Onların bâtıl dîninin aslı hulûl ve ittihâddır. Diğer adıyla vehdet-i vücûd ve vahdet-i şuhûd.
Yani Yüce Yaratıcı’nın varlık âleminde bazı şeylerde/kimselerde veya varlık âleminin tamamında tezâhür ettiğine, yekvücûd olduğuna, birleştiğine ve karıştığına, görüldüğüne inanırlar.
Kendini İslâm dînine nisbet eden hulûlcü Hallac-ı Mansûr gibi zındıklar da bu akîdeyi Hintlilerden almışlardır.
Bir kişi Yüce Yaratıcının hakîki bir varlık olduğuna, *yaratılmışlardan ayrı olduğuna*, her şeyin üstünde ve en yüksekte/yücede olduğuna îmân etmedikçe müslüman olamaz.
Yaratılmışlar sadece yüce Yaratıcımızın varlığının, kudretinin, ilminin ve diğer kemâl sıfatlarının birer delîlidir. Hiçbir yönden Allah’ın bir cüz’ü değillerdir. Allah yaratılmışlardan ayrı gerçek bir varlık olarak vardır ve âlemlerin tümünün üstündedir/yukarıdındadır.
‼️ *Zayıf Hadîs‼️*
Muâz b. Cebel radıyallahu anhu’dan şöyle rivâyet edilmiştir: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
(الْمَلْحَمَةُ الْكُبْرَى وَفَتْحُ الْقُسْطَنْطِينِيَّةِ وَخُرُوجُ الدَّجَّالِ فِي سَبْعَةِ أَشْهُرٍ )
*”Melhametu’l-Kubrâ (büyük savaş), Kostantiniyye’nin (İstanbul’un) fethi ve deccâlin çıkışı yedi ay içinde olur.”*
— el-Elbânî Daîfu’l-Câmi’ (5945)’de zayıf olduğunu söylemiştir.
— Şuayb el-Arnaût ve arkadaşları Ebû Dâvûd tahkîkinde zayıf olduğunu söylemişlerdir.
— Zubeyr Ali Zeî de yine Ebû Dâvûd tahkîkinde hadîsin sahîh olmadığını söylemiştir.
Bunlar dışında bir çok muhakkik ve muhaddis de hadîsin sahîh olmadığını belirtmiştir.
Ahmed İbn Sinân el-Kattân (ö. 259) rahimehullâh şöyle demiştir,
*"Dünyada, ehl-i hadîse buğzetmeyen hiçbir bid'atçi yoktur. Kişi bid'at ehlinden olunca, hadîsin tadı (güzelliği ve sevgisi), kalbinden çekilip alınır."*
Ebû Osmân İsmâil İbn Abdirrahmân es-Sâbûnî, Akîdetu's-Selef ve Ashâbi'l Hadîs (S. 101)