Aristo

Aristo
@EmancipatedBrain
İstanbul
7 okur puanı
Haziran 2018 tarihinde katıldı
Reklam
Bilimde (ve doğada) değişmez gerçekler yoktur! Bilimde kanunlar yoktur! Bilimde sadece geçici olarak, bildiğimiz Evren dâhilinde her seferinde aynı sonuçları veren doğa gerçekleri vardır ve bu gerçekler sayesinde geliştirdiğimiz hipotezleri bir araya getirerek kurduğumuz kuramlar (teoriler) vardır. İşte bu açıdan bakıldığında, hayatımızdaki birçok bilimsel kuramın ne kadar güçlü olduğunu görebiliriz. Canlıların hücrelerden oluştuğuna dair argümanlar bütünü bile bir teoridir, Hücre Teorisi olarak geçer. Bir düşünün; eğer teoriler “daha da ispatlanınca” kanun olsaydı, incelediğimiz milyonlarca canlı türünden istisnasız her birinin hücresel yapıda olması yeterince ispatlandığını göstermez miydi, dolayısıyla bu teorinin artık kanun olmasını gerektirmez miydi? Newton’un cisimlerin hareketiyle ilgili açıklaması özellikle 1950’lerden sonra yayınlanan, yani Görelilik Kuramı ve Kuantum Kuramı’nın bilimde yaygınlaşmasından sonra yayınlanmış bütün bilimsel dergilerde Newton’un Kütleçekimi Teorisi olarak geçer. Sizce bütün cisimler yere düştüğü halde, bu teorinin bir “kanun” olarak anılmaması saçma değil mi? Gazların davranışlarıyla ilgili bilimsel açıklamalarımızın toplamına Gazların Kinetik Teorisi adı verilir. Elektronların çekirdek etrafındaki dönüşünü açıklayan güncel açıklamalar Modern Atom Teorisi olarak anılır. Sizce kolaylıkla gözleyebildiğimiz gazların hareketlerini açıklayan ve şu anda gazları kullanarak faydalandığımız her âleti üretmemizi sağlayan açıklamalar neden hâlâ “kanun” değildir? Yoksa gazların hacmi ile basıncı arasındaki ilişki yeterince ispatlanmamış mıdır? Yoksa yeterince yaygın olarak kabul görmemekte midir? Elbette bu soruların cevabı açıktır: Bunlar teoridir ve teori olarak kalacaklardır, çünkü teoriler bilimsel açıklama gücümüzün doruğudur.
Toplumsal gelişme, bir anlamda, egemen sınıfların bilim üzerindeki tekelinin giderek kırılması, bilimsel bilginin toplumsallaşması ve bu yolla insanların bilim etkinliği alanında da özgürleşmesi demektir. Kısacası, popüler bilim toplumsal aydınlanmanın son derece etkili bir aracıdır ve gerçek bir bilim insanı, sadece bilim yapmanın değil, bilimi toplumsallaştırmanın da neferi olmalıdır.
Din vs Bilim
Bilim, seküler düzlemde, deney ve gözlemlerden yola çıkarak dünyayı anlama, açıklama ve insan yararına dönüştürme çabasıdır. Birtakım inançlar, ahlak kuralları ve ibadetler (tapınma biçimleri, ritüeller) içeren din ise, özünde, insan yaşamını, insanın içinde bulunduğu evrenle belli ölçüde doyurucu ve anlamlı bir ilişkiye sokma çabası ve insansal işlerin yürütülmesinde bilgelik sağlama girişimi olarak karşımıza çıkar. Din, bilgi edinme anlayışında kendini vahye dayandırırken, bilim deney ve gözleme odaklanmaktadır. Bilimde betimlemeye ve açıklamaya odaklı “neden” ve “nasıl” sorularına yönelinirken, dinde Tanrısal hikmete ve ereksel açıklamaya dönük “niçin” sorusuna yönelinmektedir. Bilimde olguları anlamaya ve açıklamaya ek olarak, onları insan yararına sunma ereklenirken, dinde insanı Tanrıya yöneltmek ve onu ahlaki açıdan aşkınlaştırmak hedeflenmektedir. Öte yandan bilimde nesneler dünyası üzerinde gücümüz artırılırken, dinde yalnızlık, umut, korku, yalıtılmışlık, yetersizlik, kırılganlık gibi psikolojik gereksinimlerimize yanıt verilmeye odaklanılmaktadır. Dinin metafizik savları sınanabilir değilken, bilimin savlarının doğruluk ve yanlışlıkları sınanabilir. Kaldı ki din, son çözümlemede, Tanrıyla iletişim kurduğuna inanılan tek ya da birkaç kişinin haberlerine dayanmaktadır. Daha açık bir deyişle söylersek, tüm dinler, kendisini ortaya koyan peygamberin, “Ben bunları Tanrıdan aldım” savlarına dayanmaktadır. Temelde böylesi bir sav hiçbir sınanabilirlik niteliği taşımamakta, onu kabul öznel bir inanca bağlı kalmaktadır. Bu yüzden dinlerde peygamberlerin güvenirlik niteliği sıklıkla vurgulanır. Ancak hayatının büyük bir bölümünü güvenilir ve doğru olarak geçirmiş birisinin, belli bir zamandan sonra bu niteliğini yitirmeyeceğine mantıksal açıdan kimse güvence veremez.
Reklam