Mezar taşıma "..." diye yazdıracağım.
... diye bir şey olmasaydı, ben icat ederdim.
bu tanımların çeşitli varyasyonları ile defalarca karşılaşacaksınız kitabın satırları arasında.
İstiklal Harbi'nin son gazisi asırlık insan Ruhi Mücerret hikayemizin ana karakterlerinden birisi ve gerek bilgi birikimi gerekse kameraların önünde olması ile imrenilecek bir yaşantının kendisinin de söylediği üzere son lanet günleri.
Her güne ölmek için uyanmak gariptir aslında düşününce, ama asla ölememek de bir lanet gibi yapışmıştır kendisine. Kankası polisiye çevirmen ve yazarı Avni Vav ile günlerini çürütmekteyken enteresan bir şekilde yolu Civan Kazanova ile kesişiyor ve maceralar başlıyor.
Nazlı Hilal yani Civan Kazanova'nın yengesine 70 yıl fark olmasına rağmen tutuluyor ve bu aşk için neredeyse herşeyi yapabilir.
Civan Kazanova ise bir gözü mavi diğeri kahverengi olan bir beden öğretmeni. Dövüş kulüplerinde kendisini daha doğrusu bedenini satıyor bir bakıma. Sevgilisi depremde yitirdiğini düşündüğü Serpil Silahlıperi'ye karşı olan inanılmaz ve tükenmeyen aşkı onu hayatta tutuyor denebilir tabii yaşadığına da ne kadar hayat denilecekse..
Bir kazada kimliğini bırakarak kendisinin öldüğünü düşünmeleri ve peşindeki tekinsiz insanlardan kurtulmak için kendisini kağıt üzerinde öldürüp aklıyor.
Yeğeninin kanserini iyileştirmek için Masum Cici'ye beynini satıyor hatta Ruhi beyin beynini ele geçirmelerine elbette Fiben Negatif ve Fujer Fuji ile birlikte yardım ediyor.
Bana gelecek olursak;
Kitabın absürd komedi olması ve ayrıca karakterlerin isimlerinin aşırı derecede absürd olması beni kitaba doğru çeken ilk etken olmuştu.
Okudukça ise Ruhi Mücerret gibi bir dedeye sahip olmak istedim sırf asırlık insan olması ve şöhrete sahip olmasından dolayı değil ama beraber yapacağımız sohbetlerin,
İnsanın ta derinlerinde söken bir şafağın yansıması olamıyorsa gün ışığının ne önemi var? Sabah, ruhumuzu besleyecek hiçbir şey ortaya çıkarmıyorsa, gecenin örtüsünü neden üzerinden atar ki? kuru gösteriş ve parıltıdan ibarettir her şey.
Kitabımız genel olarak yürümenin çeşitlerinden bahsetsede yerimizde saymamamız için bize öğütlerde bulunurcasına bir okuma sunuyor.
Zaten benimde kanıksamış ve hayatıma aksettirmiş olduğum şey tam olarak bu olabilir yürümek, doğada yürümek.
Şahsi kanaatim olarak anca böyle dönebilir, anca böyle yaklaşabiliriz özümüze..
Bu sebepten ötürü beni en çok etkileyen kısımlar
Bir Kış Yürüyüşü
Gece ve Ay Işığı
bölümleri oldu karlar üzerinde adımlarken çıkan sesler karlar içerisinde kalsa dahi yaşamından hiçbir şey yitirmemiş olan ağaçlar, bitkiler kendini bir şekilde çiyle belki de beslemiş ve hayata tutunmanın bir sembolü gibi durmaktalardır, mevsim farketmeksizin.
Ay ışığı konusuna gelince çok sevdiğim ama bir o kadar da ilgilenemediğim belki fırsat ve imkan bulamadığım bir yürüme adımlama, düşünme şeklidir.
Yani tüm mesele yürümek eylemi değil bunu hem bir eylem olarak hem de amaç/erek olarak hayatımıza uyarlayabilmek.