"Doğu'nun İncisi" İzmir'in 1900'lerden 1970'lere uzanan tarihiyle harmanlanmış bir Şehrazat masalı...
Edith, Panayota ve Şehrazat… Bu üç kadını birbirlerine bağlayan güçlü bir bağ var sadece Hintli casusun bildiği... Ve de Bornova'daki Levantenleri, Frenk Mahallesi'ndeki Rumları, Haynots'taki Ermenileriyle bir yüzyıla yayılan bu hikâyeyi kucaklayan sımsıcak, yitik İzmir…
Emanet ZamanDefne Suman · Doğan Kitap · 2016218 okunma
Üstün Dökmen yeni romanı Mektup’ta, hırsın ve boş inançların nasıl büyük yangınlara dönüşebileceğini, sadece muhterisi ve muktediri değil, çevresini de yakabileceğini gösteriyor okura.
Bir zamanlar renksiz ama ömürleri uzun olan kelebekler, renkli olmayı dileyince gökkuşağındaki tüm renkler üzerlerine silkelenir ve kelebekler rengârenk olur. Ancak bu sefer ömürleri kısalır. Romanda, üniversite mezunu iki de genç vardır ve ikisi de doğuştan engellidir, tekerlekli sandalyede dolaşmaktadır. Birbirine âşık bu gençlerin aslında evlenmelerinde bir sakınca yokken aileleri evlenmelerini istemez, evlenirlerse düşüp ölebileceklerini söylerler. Romandaki temel soru ve mesaj: “Uzun ve renksiz bir ömür mü istersiniz, yoksa kısa ve renkli bir ömür mü?”
Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az...
O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum... Az...
Sen de fark ettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z.
Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var.
O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında.
Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar.
Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler.
Senin ve benim gibi...
Sık sık aynı rüyayı görüyorum: Yedi yaşındayım ve yine öksüzüm. Yapayalnızım ve güvenebileceğim tek bir yetişkin yok çevremde. Gece olmak üzere. Hep aynı rüya. Rüyamda, hep yedi yaşına dönüyorum