Bu sene içerisinde kalemiyle tanıştığım,kitap söyleşisinde kendisini de kısmen tanımış olduğum ve çok severek okuduğum bir isim artık Faruk Duman.Sus Barbatus bir ve ikinci kitaptan sonra,okuduğum dördüncü kitabı bu kitap ve yine çok sevdim.
Kitap,2014 "Dünya Kitap Ödülü" ve 2015 Necati Cumalı Edebiyat Ödülü almış ve kesinlikle sonuna kadar hak etmiş.
İncecik bu kitapta,muazzam bir doğa var karşımızda.İliklerime kadar sırılsıklam olduğumu hissettiğim bir yağmurla karşı karşıyayız yine.O soğuğu,yağmurun ıslaklığını,kamçı gibi keskinliğini satırlar arasında hissettirebilmek her yazarın harcı değil ve Faruk Duman bunu çok iyi başaran bir yazar.
Konudan da biraz bahsedecek olursam,Tarık annesinin rahatsızlığını öğrenince karısı Filiz'le yola koyuluyor fakat kadersel bir süreç demek lazım,sonradan Filiz bu konuda sigara molası vermek benim fikrimdi diye kendini suçlasa da,yolda bir kaza geçiriyorlar ve uçsuz bucaksız bir ormanın ortasında,uçurumun kenarında kalıveriyorlar.Yardımlarına hiç de tekin bir adam olmayan Avcıatmaca yetişiyor.Onları,orda karısı Zühre'yle kaldıkları kulübeye götürüyor.Karısı onların yaralarıyla ilgilenirken ortaya küçük bir çocuk,Murat çıkıyor.Ve hem onun hikayesini,hem Zühre'nin anlattığı efsanevi hikayeyi dinlemek düşüyor bize.
Bir de yine bu romanda da kişilik kazandırılan hayvanlar var.Onların gözünden de karakterlere ve ormana bakış verilmiş.Karga Timsah,at Kahve,sayıca oldukça fazla sakat köpek ama ön plana çıkan Murat'a yoldaş Akçatopal...
Hem gerilerek,hem çok severek okudum bu masalsı romanı.Kesinlikle tavsiye ederim,hala tanışmadıysanız yazarla,başlangıç yapmak için harika bir seçim diyebilirim.