Gerçi dünyadaki bütün işler değersiz, başkaları istiyor diye kendi tutkusunu, kendi gereksinimini dikkate almadan, para, onur ve başka şeyler uğruna kendini yiyip bitiren insan her zaman budalanın biridir.
Uyandığımda büyük bir neşeyle güzel güneşe bakarken "Onu göreceğim!" diye bağırıyorum sabahları, "Onu göreceğim!" Ve o an bütün gün yapmak istediğim başka bir şey gelmiyor aklıma. Her şey, her şey bu ümitle iç içe geçiyor.
Güneşe çıkarılınca güneş ışınlarını çeken, gece olduğundaysa bir süre ışık veren Bologna taşından söz ederler. Uşak da benim için aynı şeydi. Lotte'nin bakışlarının onun yüzüne, onun yanaklarına, onun ceketinin düğmelerine ve yakasına değmiş olduğu duygusu benim için her şeyi öyle ilahi, öyle değerli kıldı ki!
Çünkü geçmiş denilen şey sadece bize anlatılanlar ve bizim hatırladıklarımızdan ibaretti. Ya bize anlatılanlar yalansa ya da biz bazı şeyleri yanlış hatırlıyorsak ne olacaktı?
Ağaçlar inanılmaz büyüklerdi ve inanılmaz bir görüntü oluşturuyorlardı. İnsanlığın bu mükemmelliğe karşı bu kadar duyarsız ve bir o kadar acımasız oluşunu bir türlü anlamamıştı Tesla. Gerçi insanın güzel olana hep bir acımasızlığı vardı zaten.