Arzulara ve hayallere sahip olmak kendi başına tiksinç bir şey değildir, ancak bu hayallerin ahlaki değerini dikkate almak gibi bir görevimiz vardır. Amaç, bilhassa güçlü bir özdenetim becerimiz olduğunu kanıtlamak için bir şeylerden mahrum kalmayı öğrenmek değildir. Mesele, hedonik koşu bandında yürürken, sürekli bizi geçici olarak mutlu eden yeni deneyimlerin, ilişkilerin ve nesnelerin peşinde koşmak gibi, ahlaki dayanıklılığımızı ve psikolojik bütünlüğümüzü tehdit eden şeyleri kaçırmaktır.
Tanrım bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için sükunet, değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için cesaret ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilmek için sağduyu ver.
Çok istediğimiz yeni bir şey için para biriktiriyor, onu elde etmek için uzun uzun bekliyor, internetten yorumları okuyor ve o çok arzuladığımız nesne geldiğinde sevinçten havalara uçuyoruz. Fakat çok geçmeden yeni, farklı ve daha iyi bir şeyi arzulamaya başlıyoruz. Bazıları için bir evden bir diğerine taşınmak ömür boyu süren bir projedir, çünkü bulundukları yerde hiçbir zaman tam olarak mutlu olmazlar. Bazılarıysa daha genel olarak fetih sevincini (ister doğru işin fethi olsun ister doğru eşin) kısa ömürlü bulup hemen daha yeni ve daha iyi bir şeyin arayışına girerler. Mutluluk koşu bandı sonsuzdur ve bir uyuşturucu bağımlısının kafa yapsın diye giderek doz artırmak zorunda olması gibi, giderek daha hızlı koştuğumuzu fark ederiz.
Son yıllarda düşünme, hissetme veya davranış biçiminizi değiştirdiğimiz takdirde nirvanaya ulaşıvermeyi vaat eden bir alay terapistiyle, koçuyla, danışmanıyla ve kişisel gelişim yazarıyla tam bir mutluluk sektörü oluştu. Bu sektör bireyin çevresinin ve durumunun önemini hafife alarak “Mutluluk bir seçim!” iddiasında bulunuyor. Böylece bizi, mutlu olmak için doğru kararları almaktan kişisel olarak sorumlu tutuyor. Pek azımız mutlu olmayı “seçecek” konumda olduğumuzdan bu bir yetersizlik hissi yaratarak mutluluk sektörünün sunduğu hizmetlere daha fazla ihtiyaç duymamız gibi bir sonuç doğuruyor. Buradaki sorun sürekli mutlu olmamız değil, sürekli mutlu olmamız gerektiğini “sanarak” devamlı bizi daha mutlu edecek yeni fikir ve kavramların peşinden koşmamız. Anlık mutluluğu yakalasak bile ona alışıp daha fazlasını istemeye başlama hızımız inanılmaz.
İyi muhakeme edebilmek ve makul bir sonuca ulaşabilmek için -ister siyasette, ister ahlakta, hukukta veya bilimde- belli bir tutum dayatmaktan kaçınıp diğer tarafları dinlemeyi öğrenmemiz gerekir. Ancak modern siyasi bağlamlarda, bu bir ideal olmaktan uzaktır. Siyasi söyleme -bir kısmı Twitter'da olmak üzere- dinamizm ve güç göstergesi olarak tasarlanmış, hızlı, zeki yorumlar hakimdir. Çoğu kişi politik tartışmalarda kendi görüşlerinin sorgulanmasına mahal vermez.