En mutsuz insanlar: bilinçsizliğe hakkı olmayan insanlar. Bilincin sürekli açık olması, insanın dünyayla ilişkisini durmaksızın yeniden tanımlaması, bilginin aralıksız geriliminde yaşaması ömür boyu yittiğini gösterir.
Yalnızca asla düşünmeyenler, başka bir deyişle yaşamak için gereken şeylerden başka bir şey düşünmeyenler mutlu oluyor. Gerçek düşünce ise yaşam kaynaklarını bulandıran bir iblise ya da yaşamın köklerine zarar veren bir hastalığa benziyor. İnsanın her an düşünmesi, kendisine yerli yersiz çok temel sorular sorması, yazgısı konusunda sürekli kuşku duyması, yaşamaktan yorulması, düşüncelerinden ve kendi varlığından bitip tükenmesi, arkasında varlığının dramının ve ölümünün simgesi olarak kan izi veya dumanlar bırakması. İşte bunlar ne kadar mutsuz olduğunuzu gösterir, öyle ki düşünme sorunu midenizi bulandırır, akıl yürütme gözünüze bir cehennem azabı gibi görünür.
Dünyayla aramızdaki uçurum gittikçe büyüyünce, insan kendisine dönüp, kendi öznelliğinde ölümü keşfeder. O zaman da bir içselleştirme süreci, öznelliğin çekirdeğini saran tüm toplumsal biçimleri birbiri ardına deler. Gittikçe ilerleyen, artımlı içselleştirme yaşamla ölümün birbirine ayrılmaz biçimde bağlı olduğu bir bölgeyi açığa çıkarır.