Gerçekten ne istediğini bilir hale gelmesi ona yeni bir hayat verir ve geriye dönüp baktığında, geçmiş yaşamını anlamasını sağlar (dönüşüm deneyimleri her zaman geçmişi açıklar ve anlamlandırır; sanki yalnızca yeni bir gelecek geçmişi anlaşılır kılabilirmiş gibi).
Bir arzu nesnesi olarak değişim, bir bilgi sorunudur, bir anlamda ne olmak veya ne haline gelmek istediğimizi bilme sorunudur ya da ne istediğimizi bilmediğimizi ama bir şey istediğimizi bilmektir.
Dönüşümü, bir tür ortak ortam, inanca dönüştürülmüş inançsızlık veya bir tür inancın başka bir türe dönüştürülmesini içeren bir durum şeklinde düşünme eğilimindeyiz. Gerçekten de psikanalizin gelişmesini sağlayan ufum açıcı bir gözlemdi bu: Duygulat ve arzular karşıtlarına, görünüşte alakasız fikirlere, fiziksel semptomlara dönüştürülebiliyordu.
Kişi tarafından sınırlandırılmayan ve yönlendirilmeyen arzu, sınırları zorlamaya ve bulduğu her yöne atlamaya yatkındır. Bu sebeple insan; önce kendisini tanımalı, arzularının yönlendiği yolları tanımalı ve sınırlarını buna çizmelidir. Eğer hayatı sınırsızca yaşarsa, zamanla içerisinden çıkamayacağı bir sapkınlıkta kendisini bulması kaçınılmazdır.