"Bize hep incinmekten korkmamız, kalbimizi kalın zırhların arkasına saklamamız öğretildi. Oysa hayatın tüm trajedisi ve o trajedinin içindeki büyüleyici güzellik, o zırhları tamamen indirip dünyaya çıplak bir ruhla bakabilmektedir. Varsın kırsınlar, varsın hayal kırıklıkları fırtına gibi esip geçsin üzerimizden. Dünyanın tüm hoyratlığına rağmen kırılganlığını koruyabilen, incinebilme cesaretini kaybetmeyen bir ruh; bu yeryüzünde görebileceğiniz en asil sanat eseridir."
"Zamanın bizi sürüklediği bu düzende, en çok kendi kendimizle konuşmayı unuttuk. Sabahları uyanıyor, günün bize biçtiği rolleri kusursuzca oynuyoruz; ama akşam eve döndüğümüzde, odanın köşesinde bizi bekleyen o asıl kendimizle göz göze gelmeye cesaret edemiyoruz. İnsan, dışarıdaki dünyaya ait olmak için her gün kendi iç sarayından bir taş daha söküyor. Sonunda geriye ne saray kalıyor ne de o sarayın asıl sahibi. Kendimize giden yolları kendi ellerimizle kapatıyoruz."
"İnsanın kendine yalan söylemeye başlaması, yıkımların en büyüğüdür. Sırf hayata tutunabilmek, sırf etrafındakilere uyum sağlayabilmek için her gün kendi doğandan biraz daha vazgeçersin. Sonunda öyle bir gün gelir ki, aynadaki o yabancıya bakıp "Bu kim?" diye sorarsın. Dünyayı memnun etmek uğruna kendini kurban etmişsindir ve en acısı, bu cinayeti kendi ellerinle işlediğini kimseye itiraf edemezsin."
"İçimizde öyle köşeler var ki, oralara yıllardır uğramamışızdır. Unuttuğumuzu sandığımız bir yüz, artık hatırlamakta zorlandığımız bir ses ya da yarım kalmış bir çocukluk hevesi... Zaman her şeyi silip süpürüyor sanıyoruz, oysa zaman sadece her şeyin üzerini tozla kaplıyor. Küçük bir rüzgar, eski bir şarkı ya da ansızın gelen bir koku yetiyor o tozu kaldırmaya. Ve insan bir kez daha anlıyor: Biz aslında hiçbir şeyi unutmuyoruz, sadece hatırlamaya cesaret edemiyoruz."
"Hayat sahnesinde hep bir şeyler için acele ettik; okulu bitirmek, bir iş bulmak, birilerine kendimizi kanıtlamak... Koşarken yolda neleri düşürdüğümüze hiç bakmadık. Şimdi durup geriye baktığımda görüyorum ki, en çok kendime geç kalmışım. Ruhum, o koşturmacanın arasında bir yerlerde yorulup kaldırıma oturmuş, bense çoktan uzaklaşmışım. Şimdi geri dönüp o yorulan kendimi bulmak, elinden tutup "özür dilerim" demek istiyorum ama yollar çoktan kapandı."