Bu zamana kadar Sabahattin Ali ile tanışmamış olmak benim ayıbımdır. Kendisinin okuduğum ilk romanıdır. İlk kez bir kitabın içinde yaşıyor olduğumu hissettim ve yaşadım. İyi ki böyle bir yazarımız olmuş ve tanışmışım. Diğer kitaplarını aynı tutku ile okuyacağıma eminim. İyi ki varsın Sabahattin Ali...
İçimizdeki Şeytan, sadece bir aşk hikayesi değil, aynı zamanda insanın en derin çelişkilerine, irade zafiyetine ve toplumsal baskılara ayna tutan güçlü bir psikolojik tahlildir. Roman temel olarak üç ana karakterin iç dünyasındaki gelgitlerle şekilleniyor: Ömer'in iradesizliği, Macide'nin aşkla tutunuşu ve Bedri'nin sarsılmaz iyiliği.Romanın merkezinde yer alan Ömer, modern insanın en büyük çıkmazını, yani iradesizliği temsil eder. O, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilen, entelektüel birikime sahip bir aydındır, ancak bu birikimini eyleme dökemez.
Ömer'in karakterindeki bu zafiyet, romanda sürekli bahsedilen "içimizdeki şeytan" kavramıyla özdeşleşiyor. Ömer, kötü niyetli olduğu için değil, eylemsizliği ve konfor alanından çıkamama eğilimi yüzünden Macide'ye ve kendi hayatına zarar verir. Başkalarının düşüncelerine kolayca kapılır, kendi özgür iradesiyle hareket etmek yerine, çevresindeki "aydın" grubun sığ fikirlerine teslim olur. Bu durum hem kendi hayatında hem de hayatını birleştirdiği Macide için yıpratıcı bir süreç yaratmaktadır.Romanın en saf ve en güçlü karakterlerinden biri olan Macide, Ömer'in tam zıddı bir irade ve duyarlılığa sahiptir. Onun için aşk, bir sığınak ve bir tutunuş noktasıdır.
Macide'nin taşradan İstanbul'a gelmesiyle başlayan yabancılaşma sürecinde, Ömer'e olan aşkı onun hayata ve kendine inanma çabasıdır. O, Ömer'in iyi yanlarını görmek için mücadele eder, onun içindeki potansiyele inanır ve aşkıyla Ömer'i o "şeytanın" elinden kurtarmaya
Bir gün, belki on sene oluyor, bir hocam bana: "Zekânı mirasyedi gibi harcıyorsun!"demişti. Doğru... Zekâmı har vurup harman savurdum ve nihayet iflas ettim... Hiçbir şeyim kalmadı... Ben zekayı radyum gibi bitip tükenmez bir cevher sanıyordum... Onun insan eliyle yetişip gelişen bir şey olduğunu düşünmüyordum...