Ve sesimi duyuyorum
Kaburgalarımın gelip artık kavuşamadıkları iniltiden
-Kulun korktuk şerrinden
Ağzımız yerlerde kaldı gerçek dilimizden akmadı
Kuldan korkarken gel zaman git zaman
Bir hayat ki haşa korkmadan yaradandan
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ne garip soru! Ama yine de üstünde düşünülmeye değer... Bir insan birçok farklı insandır dersek, çok itiraz eden çıkar mı buna? Mesela iyi düşünelim; kendimizden bahsederken bir tek insandan mı bahsetmiş oluyoruz? Hayır, sadece hayatımızın farklı evrelerini dikkate alsak bile şu aşikar; aynı hayatı yaşayan birçok insanız biz. Çocuk yaşlarınızı düşünün, yirmilerdeki delikanlı çağınızı, orta yaşınızı, sonrasını... Ne kadar çok zıtlık barındırıyor bu seyir... Yaşadıkça değişiyor, önce olmadığımız şeyleri daha sonra oluyoruz, olmayı umduklarımızın çoğunu da olamıyoruz. Yirmili yaşlarımızdaki halimiz kırklı yaşlarındaki halimize ne kadar da yabancı! Şunu bilelim; yaşıyoruz, öğreniyoruz, yanılıyoruz, yeniliyoruz ve unutuyoruz. İnsan, tıpkı hayat gibi, durmadan akıyor bir ırmak gibi... Kendini bildiğinde sabitleyenler, o ırmakla birlikte akmayanlar değil, akıp gittiğinin farkında olmayanlar... İşte insana özgü en acınası yabancılık da bu!
~ Gökhan Özcan
(İlk üç mısra Rahmî’nin, son ikisi Necâtî Bey’in)
Ehl-i dünyâ kim cihân zevkın demâdem sandılar
Vah ki bu mâtem-serâyı cây-ı hürrem sandılar
Bî-bekâ iken esâs-ı dehri muhkem sandılar
Bir dem iken devlet-i dünyâyı her dem sandılar
Bu fenâ gülzârının ‘ayşını ‘alem sandılar