"Çünkü yanlış mı anlıyorum bilmem, onun bütün iç yüzü dudaklarının etrafında. O böyle, bir tuhaf, açık ve kapalı bir ağız. Anlatamadım. Bilhassa şuraları yok mu, dudaklarının ucu. İşte oralarda iki görünmez çukur var. Gayya kuyusu gibi bir şey onlar. Çünkü, bilir bu mahlûklar ki, gözler tehlikelidir. Sırların oradan sızmamasına çok dikkat ederler. Fakat eter gibi uçucu bir şeydir sır. Kaçacak yer arar. İşte onun da dudaklarının ucunu bulmuş. Sen tabiî alâsını bilirsin bunların."
"Ferhat'ı yumuşatmak lazım. Gevşer o da. Ne kadar benziyor erkekler bazı noktalarda birbirine. Öfkelendiler mi, kaçmalı. Yahut susmalı. İşte onların müsamahalı bazı anları var. Her şeyi görmemezlikten geliyorlar, yahut sahiden görmüyor, çocuk gibi aldanıyorlar."
"Yahut Samim'le konuşmak. Fakat sevgili değil, arkadaş gibi. Çok açık. Hiçbir günah duygusunu ve hatırasını saklamadan. Kaçamaksız ve oyunsuz. Ruh düğümlerinin kendi kendine çözülmesine yarayan serbest, serbest, serbest, oh, ve ılık bir.. müsamaha havası içinde. Ne güzel şey bu. Sevilmenin gururundan daha güzel değil mi? Niçin bunu anlamıyor Samim. Ona hiç görmediği bir yakınlıktan sormak isterdim:
- Niçin böylesin? Neden beni en yüksek emellerimden en çirkin arzularıma kadar, iki benliğimin müşterek bütünü ve tam realitesi içinde kabul etmiyorsun, Samim? Niçin beni hep ikiye bölüyorsun? Ve kendi kendimle mücadeleye mecbur ediyorsun? Ne olur işte, böyle, sana buhranlarımın bütün çıplaklığı içinde görünsem, dökülsem, hiçbir korku duymasam senin fikirlerinden. Senin o affetmez kanunlarından."
"Nasıl değişti birdenbire kızcağız. Tophane damlarının o kırık kiremitleri, ana sevgisi ve memleket hasretiyle karışarak onu ebediliğin güzel plânına birdenbire nasıl çekiverdi. Tabiî, değil mi, insan, öldükten sonra bırakacağı bütün hatıralarla, eserlerle, çocuklarla, ancak kendi memleketinde unutulmazlığın tesellisini bulabilir. Ölüme kadar gitme. Şimdi bile şu Boğaziçi'ndeki hâtıralar... Şu her birinde bizden bir parça yaşanmış evler, şu her taşı ve ağacıyla bizim olan, biz olan şehir, gök, memleket...