Emre Yandak

"Mahzunluğun baygınlık derecesini bilir misin? Evet, eşyanın üzerine ince bir sis çöker. Peşinden bir utanç. Bu defa çok şiddetli. Boğucu ve haykırtıcı. Nasıl? Bağırmak istiyor: Nasıl? Ben bu mahluku anlamakta nasıl bu kadar geciktim? Nasıl, evvela onu nasıl en seçme hislerimin mevzuu olmaya lâyık görebildim? Nasıl ve ne biçim bir körlükle, nasıl nasıl, hangi zaaflar tarafından itilerek, nasıl, hangi idraklerin felci içinde, nasıl, derece derece ve birçok uyandırıcı işaretlere rağmen nasıl, zaman zaman içimi altüst eden keder fırtınalarının mânâsına karşı tasasız kalabildim? Ve nasıl, -haykırmak istiyorum- nasıl, fakat nasıl... Canım benim, Samim, Samimciğim, benim bir tanem -bırak bu santimantalizmi, bırak ve cevap ver- nasıl diyorum, nasıl, çıldıracağım, nasıl, nasıl ona kadar yuvarlandım? Bu kız, Yarabbi, bu kadın, nasıl, bu karı, of, bu mahlûk nasıl benim hislerimin tarihine ve içimin en mahrem galerisine, sonun da kovulmak için bile olsa, nasıl, nasıl girebildi? Nasıl, ben onu nasıl, hayatımın hiçbir anında inmediğim bir aşağılık çizgisinden tanımaya razı oldum? Nasıl, Allah'ım, nasıl, onu hayalinin bile erişemeyeceği mertebelerin, süzülmüş mâneviliklerin kızı olmaya doğru götürebileceğimi sandım, çırpındım, çırpındım. Ve nasıl -hayvan!- nasıl -Affet beni, ey aziz içim, affet- nasıl fakat, ruh radarlarının ve sayısız his intikallerinin ince delâletlerine ve hele nasıl bar zan en haykıran işaretlerin şakağımdan itercesine ihtarina rağmen, şüphesiz derinden derine anlamadığım, anlar gibi olduğum halde, nasıl ve niçin ona düştüm? Boğuluyorum, haykıracağım, dur bak, sakin ol..."
Sayfa 304·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
"Samim sesini çıkarmadı. Hafıza. İçinden güldü. Bütün suçları yüklenir. Küçük hanımda zekâ, ahlâk, namus, şeref, kültür, vefa, samimilik ve kadirbilicilik... Her şey tamamdır da bir hafıza eksiktir. Doktordan bir reçete. Beynin yüksek merkezlerini tenbih eden küçük bir aktedron komprimesi. O da tamam. Yalancılıktan mazeret aramağa gelince, bunamanın hafızadan başladığını herkes unutur. Hatta sahicilerinde bile hafıza rezaletleri en kolay itiraf edilen zaaflar arasındadır. La Rochefoucauld'yu burada da hatırlamamak mümkün değil: "Herkes hâfızasından şikâyet eder, muhakemesinden şikâyet eden yoktur."
Sayfa 300·Kitabı okudu
Alıntı
"Değil ağabey. Her erkek benim için bir kuvvettir. Mutlaka fenalık için mi? Mesela Samim benim için bir destektir. Hiçbir erkeğe güvenmem, ona güvenirim yalnız. Çünkü o büyük seviyor. Bu büyüklüğün içinde bana sarsılmazlık hissi veren çok sağlam bir madde var sanki. Onunla beraber kendimi emniyette hissediyorum, bir de, en çok bana gurur veriyor. Çünkü... Meral "Onun sevgisinde kirlenmiyorum," diyecekti, hemen cümlesini değiştirdi. - Beni en çok seven o."
Sayfa 293·Kitabı okudu
Alıntı
"Vallahi fena oluyorum. Ulan, siz hep züppe çaylarda, terzi salonlarında, Feriha gibi dejenere kızlar arasında, namussuzluk yapan kadınların hikâyelerini duyarsınız. Kâinatı böyle sanırsınız. Ulan, herkes böyle olsa bu hikâyeler anlatılır mı? Demek müstesna vakalar bunlar ki dile düşüyor. Neden efendim, Şemsi Bey'le Hacer Hanım dün gece evlerinde efendi efendi, hanım hanım oturmuşlar, radyo çalmışlar, çocuklarını okşamışlar, sonra yatmışlar, neden onlar dile düşmüyorlar? Çünkü onlar herkes. Herkes onlar gibi. Demek namussuzluk müstesna imiş ki namussuzluk dile düşüyor. "Herkes böyle" deme, küçük hanım. Herkes böyle olsaydı, namusluların hikâyesi dilden dile gezerdi. Onlar müstesna olurdu. Çok şükür, öyle değil. Neden kepaze bir azlık sana cesaret veriyor, örnek oluyor da, bütün o binlerce, yüz binlerce evi dolduran sessiz ve temiz insanları düşünmüyorsun."
Sayfa 290·Kitabı okudu
Alıntı
"Böyle işte. Hayat. Bazı bazı filozof olmalı insan. Düşünüyorum da... Evvelâ maliye tahsildarı. Sonra "Tahakkuk şefi" mi derler ona? İşte öyle bir şey. Güya büyük tüccarlara defter tutma usullerini gösterirmiş de biner lira filan alırmış onlardan. Masal. Belli bir şey. Vergi kaçakçılığında yardım etmiş onlara. Ve birdenbire servet yapmış. Çünkü babamın içinde daima bir ekşilik vardır. Hiçbir şeyden tam memnun olmaz. Anladın mı? Çünkü bu konfora layık olmadığını biliyor. Haram para, anladın mı, haram. Üre müre hepsi bahane. Babamı zehirleyen, kendi de bilmez belki, budur işte. Bu.. bu haram duygusu. İnsan çeker, Meral Hanım, ben gencim ama öyle görüyorum etrafımda hep. İnsan yaptığını çeker, bunu bilesin. Babamdır, acırım. Fakat annemin yoldan çıkmasına sebep kim? Hıı... Geç o tarafını. Valide hanım da az mı çekti? Hâlâ çekiyor. Çilesi dolmaz onun. Ne zannederler bu insanlar? Fenalık yanlarına kar kalır mı zannederler? Hep görünüşe bakarlar. Karının vizonu var, Packard'ı var, göğsü Cumhuriyet Bayramı'nda Taksim Meydanı gibi elmaslarla donanmış. Bizim valideyi söylemiyorum, her hangi bir kadın. Evet, gördüler mi onu öyle, bahtiyar zanneder enayiler. Ayol, bütün o donanma, şatafat, karının kan ağlayan içini gizlemek için. Yoksa, hakikaten bahtiyar insanın bahtiyar görünmek için o kadar gürültü patırdıya ne ihtiyacı var?"
Sayfa 288·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam