Bir gün bir adam, bir dişçi kıza âşık olur. Sevdasını dile getiremeyecek kadar çekingen, ama yüreği onun gülüşüyle tutuşacak kadar cesur bir adam…
“yüreğimım fırtinasından Dişim ağrıyor ey güzeller güzeli,” der sessizce. Güzeller güzeli gelir, gözleri adamın gözlerinde bir anlık bir sığınak arar gibi durur. Sonra başını dizine koyar, şefkatle sorar:
"Hangi dişin ağırır ey merbut sevgili"
Merbut sevgili o an sanki zamanın dışında bir yerde bulur kendini. Gözlerinde sevdanın puslu buğusu, eliyle bir dişini işaret eder:
"Bu dişim ağırır ey şirinler şirini"
Şirinler şirini nazlı bir tebessümle o dişi kaldırır, dokunuşunda bir şefkat, bir anlam gizlidir. Merbut sevgilunin kalbi öyle bir telaş öyle bir coşku ve öyle bir mestlik içindedir ki, bir diş yetmez duygularına. Hemen düzeltir:
"diğer dişimdi ey prensesler prensesi"
Prensesler prensesi, bir başka dişi daha kaldırır. Her kaldırılan diş, Merbut sevgilinin içindeki bir sırra temas eder gibi. Sonra bir diş daha… bir diş daha… Her seferinde yanlış dişi gösterilir; aslında doğru diş yoktur. Çünkü adamın tek derdi, onun dizinde biraz daha kalmak, onun ellerine biraz daha yakın olmaktır.
Enkidu