Bazı kitaplar vardır, bittiğinde kapağını değil, sanki kendi mezar taşınızı kapatmış gibi hissedersiniz. Sustuğum Yerden benim için sadece bir kitap değil; içimde yıllardır büyüttüğüm, kimsenin uğramadığı o ıssız kimsesizliğin yankısı oldu.
Hepimiz bir yerlerde sustuk. Kimimiz annesinin esirgediği o bir tek güzel sözün eşiğinde, kimimiz babasının hiçbir zaman tam dolmayan o boş koltuğunda... Ben bu kitabı okurken, saklambaçsız geçen çocukluğumun, top peşinde koşulmamış sokaklarımın ve erkenden buruşturulup kenara atılmış hayallerimin sesini duydum. İnsan, sadece kelimeleri bittiğinde susmaz; kalbi yorulduğunda, anlatmanın anlamaktan daha ağır geldiği o kanayan sınırda susar.
Yazar öyle bir yerden fısıldıyor ki, sanki senin o en derinindeki karanlığa bir kibrit çakıyor. O ışıkta görüyorsun ki; sustuğun yer aslında senin en güçlü kalenmiş. Meğer biz, bizi duymayanlara bağırmaktan vazgeçtiğimiz an büyümüşüz. Kitabı kapatıp boşluğa baktığında şunu soruyorsun: 'Ben bu kadar sızıyı, bu kadar küçük bir kalbe nasıl sığdırdım?
Bazı kitaplar okunmak için değil, dinlenmek için yazılmıştır. Bu kitabı bitirdiğimde fark ettim ki; aslında hepimiz, anlatamadığımız her şeyi kalbimizin bir köşesine gömüp üzerine sessizlikten kilitler vurmuşuz.Emin Tekin, o kilitlerin pasını siliyor ve bize 'konuşamadıklarımızın altında nasıl ezildiğimizi' fısıldıyor.