ilk bakışta sakin ilerleyen ama sayfaları çevirdikçe insanın içine yavaş yavaş işleyen bir roman. Yazar, karakterlerin acılarını bağıra bağıra anlatmıyor; tam tersine, sessizliklerin içindeki fırtınayı hissettiriyor. Okurken farkında olmadan karakterlerin düşüncelerine, korkularına ve umutlarına ortak oluyorsun. Her bölüm, bir öncekinin duygusunu tamamlayan küçük bir yolculuk gibi. Beni en çok etkileyen şey, hikâyenin büyük olaylardan ziyade küçük kırılma anlarıyla ilerlemesi oldu. Çünkü gerçek hayatta da insanı değiştiren şey genelde büyük patlamalar değil, kimsenin görmediği küçücük anlar. Roman tam olarak bunu yakalıyor. Karanlık taraflarımızla yüzleştiğimizde bile içimizde bir yerlerde hâlâ yanmaya çalışan ufak bir ışığın olduğunu hatırlatıyor. Roman bittiğinde aklımda şöyle bir his kaldı: Güneşi uyandırmak bazen büyük bir mucize değil, sadece içimizde sakladığımız umut kırıntısını yeniden hatırlamak. Ve yazar bunu sessizce, abartmadan, okuru yormadan anlatmayı başarıyor.