Bilmem hangi muharrir, sessizliğin dalgalarından bahseder. İşte her an bu dalgalardan biri, bulunduğum yere kadar geliyor ve kim bilir hangi ebediyetin hududunu yoklamak için üstümden aşıp geçiyordu.
Ah bir sabah olsa, bu uğursuz gece, hayal, hakikat, kendinden gelen her şeyi beraberinde alıp götürse, ben yine iki ile ikinin dört ettiği dünyada kendimi bulsam..
Etten ve kemikten alelâde bir kadın yerine, esrarlı bir mevcut, başka bir yıldızın mucizeli bir çocuğu tarafından sevilmiş olmanın istisnaî saadetini şimdi, senelerden sonra kim bilir nasıl bir kefaretle ödeyecekti?