Kendisi için yepyeni bir his olan bu sevinç içinde her şeyi mümkün görüyor, bütün hüviyetini esir kadar hafif buluyordu. Fakat en garibi, en alışılmazın nefsinde sezdiği şaşırtıcı kavrayış kudretiydi. Bu anda kendisini her şeyi anlar ve her şeyle anlaşabilir zannediyordu.
Birdenbire kafasına yeni bir tecrübe fikri geldi. Henüz yeni görmeğe başladığı ikinci varlığı ile, bu üç adım ileride dikilen ve her hareketini taklit eden gölge ile, ve onun içinde düşünmek istedi: fakat bu epeyce güçtü; bir hayali bir galati şuur ve idrâk sahibi yapmak demekti. Daha iyisi buna yavaş yavaş alışmalıydı. Evvelâ bu hayalin gözleriyle görmeğe, kulaklarıyla işitmeğe çalışması lâzımdı. "Hele ihsaslar bir kere orada işlemeye başlasınlar, o zaman düşünce de gelir.. diyordu. Bu garip proje ona bu fikri bulduktan sonra çok basit göründü. Tıpkı bir evden bir başka eve eşyayı ve itiyatlarımızı nakletmek gibi bir şey..."Oh, kâinati yepyeni bir cihazla idrâk etmek saadeti....Ve Abdullah Efendi yavaş fakat emin ve sabırlı bir çalışma ile kendini, daima üç adım ötesinde görmekte devam ettiği hayaline - kendi tâbiriyle-, tıpkı bir evden başka bir eve eşya ve itiyatlarını - nakleder gibi, nakletmeye başladı.
Görülmeyen şeyleri gören, işitilmeyen şeyleri işiten ve bir hayalin, bir gölgenin içinde, yani bir tasavvurun imkânlarındaki hudutsuzlukla kâinati idrâk eden bir insan sıfatıyla eğlenecekti.
Küçücük, ortalıkta kayboluvermiş denecek kadar küçük hayatının etrafında o kadar çok ve mânasız şeyler uydurulmuştu ki...» Bir hayatı yalanlarından temizlemek, onu olduğu gibi, sadece kendi hakikati olarak ortaya koymak güzel şeydi.