Normal bir insan olmak, herhalde düşünebileceğimiz en yararlı ve uygun şeydir. Fakat 'normal insan' kavramının kendisi, tıpkı ‘uyum’ gibi ortalama ile sınırlanmayı ima etmektedir. 'Normal' olmak, başarısız olanlar ve hâlâ genel uyum düzeyinin altında olanlar için ideal bir hedeftir. Ortalama yeteneğin üstündeki, başarıya ulaşmakta hiç güçlük çekmemiş, dünyada kendilerine düşen işleri rahatça başarabilen insanlara yalnızca normal olmak biçimindeki ahlaki zorlama, *Procrustes'in Yatağı gibi gelmektedir. Bu zorlama onlar için ölümcül ve dayanılmaz biçimde sıkıcı, cehennemi bir kısırlık ve umutsuzluk demektir." Hem bu insanlar hem de başlıca güçlükleri, bir tür "ölü son"a ulaşmak olan insanlar genellikle çok okumuş, derinlemesine düşünmüş din ve felsefenin önlerine koyduğu tüm olanakları araştırmışlardır. Bilincin verebileceği bütün yanıtları bilirler. İşte bu noktada Jung psikoterapiye en önemli katkısını yapmaktadır. "Benim vereceğim hiçbir hazır yaşam felsefesi reçetesi yoktur... Hasta bana "Ne salık verirsiniz?", "Ne yapmalıyım?" diye sorduğunda ne diyeceğimi bilmiyorum. Çünkü ben de bilmiyorum. Bildiğim tek şey şudur: “Bilinçli zihnim ileride bir çıkış yolu göremez ve giderek sıkışıp kalırsa, bu dayanılmaz hareketsizliğe karşı bilinçdışı ruhum harekete geçecektir."