Uzun İhsan ve bünyamin, baba ve oğlu, düşleyeni ve düşü...
Nedense büyük bir ön yargı ile başladım kitaba. İsminden ve kapağından kaynaklı sanki tarihi bir roman olduğunu düşündüm. Hatta ilk iki üç sayfasını okurken herhalde böyle bir şey dedim. Ama 4 5 sayfalara geçince kitap beni öyle bir içine çekti ki bitirmeden elimden bırakamadım. Dili, anlatımı, sürükleyiciliği gerçekten harika. Karakterler ise birbirinden renkli...
Arap İhsan: ilginç bir adam, hakkında çok az bilgi verilmesine rağmen tüm kitap boyunca onu aradım. Nereye gitti? Neden geldi? Hep bu soruları aradım tabii kitabın sonunda da cevabını buldum.
Alibaz: haşere bir çocuk aynı zamanda tehlikeli ve uyuyarak en sakin şekilde ölmesi tam bir zıtlıktı. Tüccar'ın aradığı uyuyan kişinin hep olduğunu düşündüm mesela ama nafile...
Kubelik: ayyaş yazıcı olarak tanıtıldı başta sonra çok farklı bir kişilik olarak cerraha büründü mesela. "keşke sonu idam olmasaydı" dedim belki de büyük bir alim ortaya çıkacaktı. ayrıca arap ihsana yaptığı çeviri bir yerde hep merak uyandırdı ben de.
Vardapet: tam papaz olacakken başına gelen talihsizlikler ya da muzırlıklar diyelim onu bambaşka bir kişiliğe büründürdü; lağımcı. ona ne oldu merak ediyorum.
Hınzıryedi: hiç beklemediğim anda hiç beklemediğim şekillerde çıktı karşıma kitapta. ilk önce hırsızdı sonra şekil değiştiren biri oldu. ardından dilenci. daha sonra intikam alan, güçlenen, tüm zekasını gösteren birisi...
Dertli: yıldırımlı adam. kitabın başından sonuna belki de hiç değişmeyen karakterdi.
Efraim:nasıl öldüğünü merak ettim ve bir miktar daha karakterin anlatılmasını isterdim.
Franz: namı diğer Mehdi ya da Mehdi olmak için doğumu planlanan şahıs. o nasıl bir plandır arkadaş? sen tut, istediğin özelliklere sahip insanları çiftleştirerek, istediğin kişinin oluşmasına