Biraz uzun bir inceleme olacaktır belki fakat her öyküyü ele almaya değer, bir cümle bile olsa bahsedilmeyi hak ediyor olarak görüyorum. Neredeyse hepsinde yer alan ters köşe sonlar her seferinde o kadar çarpıcıydı ki, 'evet biliyorum, ters köşe olacaktır kesin.' demek bile o etkiyi bir nebze olsun azaltmaya yetmiyor. Aynalar ve merceklerle aklını yitirip cehennemin kapılarını aralayan bir adam, bir sandığın içerisinde mahsur kalan hasta bir ihtiyarın korku ve öfke dolu son dakikaları, yaptığı koltuk içine gizlenerek koltuğa oturanlarla ürkütücü derecede aşk yaşayan saplantılı bir mobilyacı, aşkı yüzünden bir resmin içine hapsolan bir genç, can sıkıntısından kurtulmak için 100 farklı cinayet yöntemi gerçekleştiren bir adam ve o garip psikolojik test...sadece birkaç sayfa olan bu öyküler aklından günlerce ayrılmaz insanın.
Bundan sonrasında spoiler alabileceğinizi uyarayım.
En beğendiğim öykülerden başlamak istiyorum. Öncelikle, kırmızı oda.
Herkeste böyle bir etki yaratır mı bilmem fakat benim oturup söyle bir düşünmeme sebep oldu bu öykü. Yaptığımız en küçük hareketlerden doğan büyük sorumluluklar. Belki yanlış bir yol tarifi, belki yardım amaçlı bir seslenme veya sadece bir eğlence. 'Yapma' diyerek yardım ettiğimiz inatçı bir kişiliğin katili olmak ve de...Ne yalan söyleyeyim, daha önce hiç böyle bir düşünce aklımda yer edinmemişti. Şimdi ise düşünüyorum; sadece yolda yürürken ayağımla iteklediğim bir taş kazaya yol açarsa, ben katil olmuş olmuyor muyum? Veya yoldaki bir teyzeye araba hakkında 'dikkat' diye seslendiğimde? Bu onun dikkatini bana çeker ve tabii arabadan kaçamaz. Bu tür basit yöntemlerle cinayet işleyemez miyim? Ve ben sadece oradan geçen masum bir insanım, yasalar beni takip edemez. Bu biraz olsun korkutucu bir düşünce. İşte hikaye anlatıcımız da