Stefan Zweig’ın bu kitabında biraz uzun uzun betimlemeler yaptığı bölümler olduğunu düşünüyorum. Okurken sizi biraz hikayeden uzaklaştırabiliyor bu durum. Ama bunun dışında vermek istediği mesajı çok açık bir şekilde veren güzel bir hikâyesi var. Okurken biraz zorlansam da sonunda beğendiğim bir kitap oldu. Aslında herkesin yaşadığı bunalımları okuyucuya yaşatan bir kitap. Ve okunduktan sonra kendinize bazı dersler çıkarabileceğiniz üzerinde düşünebileceğiniz bir mesajı var. Okuyup geçtim sadece iyi zaman geçirdim kitabı değil. Bu da benim gözümde çok kıymetli kılıyor. Çünkü üzerinde azıcık bile olsun düşünmeyeceksek saatlerimizi verip okumamızın ne anlamı var ki?
Bunların hiçbirini arkadaşlarıma anlatmadım; içimde bir zamanlar nelerin çoktan ölmüş olduğunu asla bilemediler, şu anda ise nasıl çiçekler açtığımı da asla bilemeyecekler.
Korku kitabını okurken Bayan Irene ile beraber siz de daralıyor siz de geriliyorsunuz. Herkesin korkuları korktuğu bir şeyleri vardır mutlaka. Bu nedenle hikayede kendinizi kendi yaşadığınız şeyleri de buluyorsunuz. Yazan bazı şeyler zamanında sizin de aklınıza gelmiş, sizin de yaşadığınız hisler oluyor. Ve kendinizi kolaylıkla Bayan Irene’in yerine koyabiliyorsunuz. Ve özellikle kocasıyla suçların itirafı üzerinde konuştukları bölümde evet keşke cezası neyse çeksem ama artık şu korku bitse diye düşünüyorsunuz. Çünkü korku insanı çok yıpratan bir duygu. Ya şöyle olursa ya böyle olursa diye kafanızda kurup duruyor bir yerden sonra ise kafanızı oyalayacak başka bir şey bulamıyorsunuz. Okurken ise bu duyguları birebir yaşıyorsunuz adeta. Bence yazarın yazdığı en iyi kitaptır Korku ve kişiyi kendisiyle ilgili düşünmeye iten hatta sonunda Zweig’ın kitaplarında pek rastlanmayan da bir şekilde size hala ümit olabileceğini söyleyen bir kitaptır.