Kalben ve ruhen kendisine uyan bir dost bulabilene ne mutlu! Zevkleri, duyguları ve bilgi birikimi birbirine uyan bir dostu olana ne mutlu! Hırs ve menfaat nedir bilmeyen bir dost... bir ağacın gölgesini, sarayların şatafatına yeğleyen bir dost! Bir dostu olana ne mutlu!
Gel ey zavallı mutsuz! İçinde yaşadığın bu hapishaneden kurtulmak için biraz çaba göster. Seni çıkartacağım göklerin tepesinden, semadaki yıldızların orta yerinden, tanrı katından aşağıya bak ve hayvanını izle: Hayata atılmış, nasıl da tek başına servet ve şan şöhret peşinden koşuyor! İnsanların arasından nasıl da ağırbaşlı bir şekilde yürüyüp gittiğine, kalabalığın nasıl da saygıyla açılıp ona yol verdiğine bir bak. İnan bana, tek bir kişi bile onun bir başına olduğunu fark etmeyecektir. Onun bir ruhu olup olmadığını bilmek, düşünüp düşünmediğini öğrenmek arasında gezindiği kalabalığın umurunda bile olmayacaktır. Binlerce duygusal kadın, bunun farkına bile varmadan onu deliler gibi sevecektir. Hayvanın, ruhundan hiçbir yardım almaksızın yücelebilir, en büyük saygınlık ve servet mertebesine bile ulaşabilir. Hatta biz göklerden geri döndüğümüzde, ruhun kendisini soylu bir beyefendinin hayvanının içinde bulursa, hiç şaşırmam.
İnsan ordulara komutanlık etmek; akademilerin başına geçmek , güzel kadınlar tarafından sevilmek ister. Tüm bunlara sahip olduğunda da, kırları düşünür ve huzur ister; çoban kulübelerini kıskanır. İnsan yaradılışının parçası olan gerçek acılar karşısında planları ve ümitleri devamlı suya düşen kişi, mutluluğu bir türlü yakalayamaz.
İnsanoğlunun ezeli ve ebedi, asla tatmin olmayan arzusu, gücünü ve yeteneklerini arttırmak, olmadığı yerde olabilmek, geçmişi anımsamak ve gelecekte yaşamak değil midir?