İnsan cama uzun süre bakınca hep böyle olur, mutlaka bir yüz görür. Daha doğrusu herkesin, asla göremeyeceği hâlde görmek istediği kayıp bir yüzü vardır.
Pencerenin önüne yüzyıllar önce çakılmış paslı bir çiviydi sanki, için için vınlıyor, uğulduyor, ama kendi dışında kalan kendini bir türlü yerinden oynatamıyordu.
... bunca yıldan beri hep akıllı davranmanın yorgunluğu çökmüştü omuzlarına; ölçülü olmanın, başarmaya çalışmanın ve içinde köpüren binlerce arzuyu bütün bunların gerisine atmanın yıllanmış bıkkınlığı gelip yüz çizgilerine oturmuştu. O anda kendi ağırlığıyla ezilen yorgun bir böcekti sanki; hiç kıpırdamadığı halde, görünmeyen bacakları ve kollarıyla çaresizlik içinde tepinip duruyordu. Hareketlerinin hepsi masanın gerisinde duran hareketsizliğindeydi.
Duvar dibinde pinekleyen ak sakallı yaşlılar gözlerini kısıp baktılar gene, birbirlerine usulca sokulup fısıldaştılar. Her gün aynı noktada oturan, kimsenin fark etmediği gizli birer yargıçtılar sanki