İnsan duramaz bazen yerinde; bir oraya, bir buraya koşmak ister. Ama ne gidecek bir yeri vardır ne de dizlerinde derman... Gözleri ağlamaklı olur; nefesi, çıkmalı mı çıkmamalı mı kararsız kalmış yüreğinin oraya oturmuştur. Tebessümle selam veren arkadaşına karşı, tek kelime edemeyecek kadar düğümlenmiştir boğazın. Sancılı zamanlar geride kalmışta artık ölümün nefesiyle dip dibe yaşıyor gibi. İnandıramadığın, anlatamadığın her yerden kırılırsın. Kendini var ettiğin bir ruhun gidişini izlerken, artık ne yapacağını bilmeyen bir bedenin korkusuyla, çığlıklarıyla baş başa kalırsın.Yaşanmışlıkların hatırına gelebilecek onca şey içinden, "Ben artık çok daha iyiyim." cümlesi gelince, ne hatrının ne de yaşanmışlığının kalmadığını anlarsın. Geçip giden ve asla geri gelmeyecek yıllara bütün benliğini, ömrünü harcadıktan sonra, "Ben tek başıma mücadele ettim." cümlesini duyarsan, bu hikâyenin tek okuyucusunun sen olduğunu anlar, giden senelerle kalakalırsın. İşte, destanlara sığmayabilecekken bazı hikâyeler, sönük bir sokak lambasının altındaki ufacık bir vedaya sığar, sığmak zorunda kalır.
Zamanın en derininde
Kaybolmuş bir çocuk.
Ayakları yalın, elleri üşümüş
Bir deyişle çakıldıkça çakılmış
Yerin dibine,
Dibin en derinine.
Çocuk demeye bin şahit
Ne şahidim var ne de yanım
Her yanım yalnızlık her şahidim bir gidiş.
Ben gidene hasret,
yanım yalnızlığıma,yalnızlığım bana...
Sussam susarım,
Susadıkça anarım,andıkça yanarım.
Kor değil ya bu suyla sönsün
Kör ya yakan bunu görsün
İstemem artık gidenler dönsün
Ben gidene hasret,
yanım yalnızlığıma,yalnızlığım bana...
Bireyin sistem içerisindeki yerini hiçe indirgeyen böylesi bir dünyanın insanda yarattığı kopukluk bazen davranış bozukluklarına neden olmaktadır. Aslında çağdaş toplumların en önemli ruh sağlığı sorunu da budur!