Maskelenmiş depresyon yaşayanların kimi ise hayata çok bağlı görünümde, ama dikkatli bir göz bu bağın abartılı bir şekilde yaşanmakta olduğunu fark etmekte zorlanmayabilir. Üstelik bu bağ, sürekli bir yenilik ve heyecan arayışıyla desteklenmek zorunda. Yeni amaçlara ulaşıldıktan sonra bir süre sonra depresyonla yüzleşme tehdidi yeniden belirdiğinden, yenilik projeleri zorunluluk haline geliyor. Bir de "İşler hep yolunda, ben çok mutluyum" tarzı var, yani insan doğasına aykırı düşecek kadar canı hiç sıkılmayanlar.
İnternetten kitap ısmarlamak zahmetsiz ve zaman kazandıran bir yol, ama kitapçı dükkanının kokusunu koklayamadan, kitaplara dokunarak sayfalarını karıştıramadan ya da orada bir dostunuzla karşılaşamadan. Neden hiçbir şeyi kararınca kullanamıyor, karşımıza çıkan her yeni şeye saplanıp sonuna kadar tüketmek istiyoruz ki? Hayvanlar bizden daha asil; onlar gerektiği kadarını tüketiyorlar. Üstelik onlar dünyadan kaçmaya çalışmıyorlar, çünkü onlar .
Ernest, ihtisasını tamamlayıp da bütün hırslı genç nöropsikiyatristlerin tuttuğu yolu tutarak nörokimya araştırmalarına
yöneldiğinde -istikbalin ta kendisi, kişisel fırsatların altın arenası- çaresizlik dolu çığlığına cevap vermişti ataları.Yolunu kaybetmiş olduğunu görmüşlerdi. Onun yeri bir bilim laboratuvarı değildi ki. Gelene gidene ilaç yazacağı psikofarmakoloji işi de değildi. Ataları,onu alıp kendi kaderine taşıması için bir haberci göndermişlerdi - bir kudret müjdecisine pek benzemeyen, tuhaf bir
haberciydi bu. Ernest, terapist olmaya nasıl karar verdiğini hâlâ bilmiyordu. Ama ne zaman karar verdiğini hatırlamaktaydı. Şaşırtıcı bir berraklıkla hatırlıyordu o günü. Haberciyi de: Seymour Trotter, sadece bir kez gördüğü bir adam, sonsuza dek bütün hayatını değiştiren adam