Her başarılı uygulamayı ve yaşanan her sevindirici gelişmeyi Napolyon'a yakıştırmak âdet olmuştu. Bir tavuk diğerine, "Liderimiz Yoldaş Napolyon'un himayesinde altı günde beş yumurta yumurtladım, " diyebiliyor; yalakta su içmekte olan iki inek birbirlerine, " Şu suyun tadı Yoldaş Napolyon'un liderliğinde nasıl da başka geliyor!" diyerek ne kadar talihli olduklarını hatırlatabiliyordu.
"İnsan yaşamı kadının göğüsünden fışkırır,
İlk sözcüklerini onun dudaklarından öğrenirsin,
O dindirir ilk gözyaşlarını,
Ve son nefesini hep onun yanında verirsin"
Totem şöleni de, insanlardaki suçluluk bilincinin (ilk günah) kaynağıydı; dinin, toplumsal örgütlenmenin ve ahlaksal kısıtlamaların başlangıcı gözüyle bakılması gereken o feci baba katli eylemini anımsama töreninden başka bir şey değildi.
Böyle bir durum ister tarihsel bir ihtimal diye görülsün, ister görülmesin, dinlerin oluşumu böylece baba kompleksi zemini üzerine getirilip yerleştiriliyor ve bu komplekse egemen çift değerlilik ilkesi üzerine oturtuluyordu. Totem artık baba yerini tutmaya başlayınca da, o kendisinden korkulan ve nefret edilen, tapılan ve kıskanılan ilk baba bizzat Tanrı modelini oluşturuyordu.