Bir keşişin birkaç bin yıl önce belirttiği gibi, kendilik ile ötekilik arasındaki ayrım sadece esnek ve kararsız değildir, kendilik diye bir şey yoktur; "ben", "beni", "benim" deneyimlerimize dayanak oluşturan bir kendiliğin peşine düşsek, hiçbir şey bulamayız. İnsanı ıstırabın nedeni işte ebedi kendilik denen bu hatalı nosyona olan bağlılığıdır.
Öncelikle umut etmek, yoksunluk içinde arzulamaktır; zira tanım gereği, umut ettiğimiz şeylere sahip olmadığımız aşikardır. Zengin olmayı, genç olmayı, sağlıklı olmayı ummak, elbette bunların hiçbirisi olmamaktır. Umut etmek, olmak veya sahip olmak istediğimiz şeyin yoksunluğu içinde konum almaktır. Fakat umut etmek, aynı zamanda bilgisizlik içinde arzu etmektir: Umut ettiklerimize ne zaman ve nasıl kavuşacağımızı bilseydik, kuşkusuz sadece onları beklemekle yetinirdik. Son olarak umut etmek, acz içinde umut etmektir çünkü burada da yine aşikar ki, şayet dileklerimizi burada ve şimdi gerçekleştirme kapasitesine veya kudretine sahip olsaydık, kendimizi bundan mahrum etmezdik.
Görünen o ki, sözün olduğu yerde yaşam kesinlenebilir, bir öyküye gerek yok hiç, bir öykü zorunlu değil, yaşam yeterli yalnız başına, yaptığım bir yanlıştı bu, birçok yanlıştan biriydi, yani yaşam kendi başına yeterliyken kendine bir öykü aramam yanlıştı diyorum.