Eren Aydın

Eren Aydın
@Eren_95
şiir, kitap ve kültür
Behçet Necatigil
...daralan gece de boş yere aramak sevinci beraberken acıyan ayrılınca neden bu kadar çekici?...
Edebiyat
Reklam
şapka dolusu çiçekle gelen şair cemal süreya
şapka dolusu çiçekle gelen şair cemal süreya, keşke çıkıp gelseydi şimdi, şu sisli havaların en güzel yanı bu olsa gerek, pencereden bakınca hiçbir şey göremiyorum ama cemal süreya’nın şapka dolusu çiçekle geldiğini hayal edebiliyorum. 1931 yılında erzincan’da cemalettin seber olarak bir yük vagonunda açar gözlerini dünyaya ve o yıl dünyaya gelen diğer bebekler gibi onun da doğum günü belli değil. dört kardeşin en büyüğü... annesini 7 yaşında kaybeden şair onun ölümü için “küçük kalbimdeki kuş ölmüştü” der ve hayatı boyunca sevdiği her kadında annesini arar, sevdiği her kadın öbür yarısıyla annesi olur. bu arayış “beni öp sonra doğur beni” de doruğa ulaşır. “kan görüyorum, taş görüyorum bütün heykeller arasında karabasan ılık acemi uykusuzluğun sütlü inciri kovanlara sızmıyor annem küçükken öldü beni öp sonra doğur beni...” lise yıllarında edebiyata olan ilgisi derinleşir, ahmet muhip dranas’ın “kar” şiirinden o kadar etkilenir ki günlerce okur, ezberlesinler diye başkalarının defterine yazar... “sesin nerde kaldı, her günkü sesin, unutulmuş güzel şarkılar için bu kar gecesinde uzaktan, yoldan rüzgar gibi ta, eski anadolu’dan sesin nerde kaldı? kar içindesin! ” bir de özdemir asaf’ın “bağırdım, kan gibi aktı sesim” dizesi... mülkiye’deki ilk yıllarında hissettiği yalnızlık ve yabancılık onu yazmaya iter, hayali mektuplar yazar kendine, örneğin ankara’da hangi kızı çok beğenmişse caddeden geçerken, ondan gelir mektup ya da diyarbakır’da tanımadığı bir türkçe öğretmenine yazar... mülkiye’nin üçüncü yılında “kazgan” adlı dergide yayın kurulu başkanı olur, charles suarez ya da yürüyen adam gibi imzalar atar yazdığı yazılara. garip şiirinin tıkanıp kaldığı hatta çıkmaza girdiği dönemde cemal süreya’nın gül’ü açar, hilmi yavuz’un deyişiyle cemal süreya “bir oksijen
Edebiyat
gogol ölü canlar
gogol ölü canlar'ı iki cilt olarak yazmış ancak kendisi manik depresif psikoz olarak adlandırılan bir hastalığa sahipmiş. bu durum özellikle kitabın ikinci cildini olumsuz yönde etkilemiş. şöyle ki ilk ciltte genel olarak olumsuz tiplemeleri anlatan gogol ikinci ciltte olumlu/dürüst karakterlerden anlatacak ve rusya'nın geleceğine daha umutla bakılabilecek bir tablo çizecekti. fakat ilk cilt tamamlandıktan sonra ruhsal rahatsızlığı sebebiyle ikinci cilt gogol için bir ızdırap olmuş ve zorlukla bitirmiş. yine rahatsızlığının depresif modundayken yazar ikinci cildi yakmış ve şu an elimizdeki kitap kurtarılan kısımlardan derlenerek oluşturulmuş.* öznel yorumuma gelecek olursak: zor bitirdiğim kitaplardan biriydi. bazı karakterler, benzetmeler ve yazarın olaylara bakış açısı ve yorumlayışı ilgi çekici olsa da karakter sayısının fazlalığı özellikle ikinci ciltteki bana göre konu bütünlüğünü bozan detaylar kitabın okunurluğunu azaltıyor. *iş bankası kültür yayınları baskısının çevirmeni mazlum beyhan'ın ikinci ciltten önce yaptığı yorumdan derleme.
Edebiyat

Eren Aydın

, bir kitap okudu
Puan vermedi·172 syf.·
2020 34. kitabı
·
Attila İlhan
8.1/10 · 5,2bin okunma