Kocatepe'de, bir ağır düşüncenin ebedi heykelini andıran fotoğrafını göz önüne getiriyor musunuz? Mustafa Kemal 26 Ağustos sabahı orduyu saldırıya sürmüştür.
Başlarını atele, taşa ve çeliğe çarpa çarpa kan köpüren Türk kahramanlığının düşünen, arayan, bulan, gösteren, bazen bir ''evet''i ile bir ''hayır''ına vatan talihi bağlanan başıdır o! Akıp giden sular gibi, boşanıp giden milli kaderler böyle set bulursa durur. Bu, milli kahraman denen adamdır. Dağın eteklerinde dövüşen halk ve tepenin üstündeki zafer yaratıcısı, o sabah ikisi birbirine ne kadar layık idiler.
‘’Aşkta orta yol yoktur; insanı ya mahveder, ya kurtarır. İnsanın tüm yazgısı bu ikilemden ibarettir işte: Mahvoluş ya da kurtuluş; hiçbir zorunluluk aşk kadar kaçınılmaz bir şekilde bu ikilemi karşımıza koyamaz. Hayattır aşk, eğer ölüm değilse.’’
‘’Entelektüel ve ahlaki gelişme, maddi iyileşmeden hiç de daha az gerekli değildir. Bilmek bir dayanaktır insan için, düşünmek bir ilk zorunluluktur, hakikat ve doğru da, tıpkı ekmek gibi bir besindir. Aç midelere olduğu kadar, aç zihinlere de acımalıyız. Ekmeksiz kaldığı için can çekişen bir vücuttan daha da acıklı olan şey, ışıksızlıktan ölen bir ruhtur.’’
''Milli Kurtuluş Savaşın'ndan, Lausanne'da İngiltere kadar bağımsız bir yeni Türkiye doğdu.
Bu yeni Türkiye iki meydan savaşının eseridir. Biri, 1921 Ağustos'unda Sakarya nehri boyunda, ikincisi 1922 Ağustos'unda Afyon cephesinde verilmiştir. İkisinde de Türk ordularının Başkomutanı Mustafa Kemal idi.''