Benim yetiştiğim yıllarda halkın tümünü birbirine bağlayan bir ortak alan vardı. Bu alanın içine Hz. Muhammet Mustafa da giriyordu, Mustafa Kemal de. Peygamber manevi dünyanın sultanıydı, Mustafa Kemal ise bir “vatan kurtarıcı.”
..Ayrım sonradan yapıldı ve Türkiye, neredeyse dindarlar ve dinsizler diye ikiye bölünecek duruma getirildi.
Ömrü boyunca, kitleler tarafından yanlış anlaşılıyor oluşunun hiçbir şeye benzemeyen sıkıntısını yaşayacaktı. Kendi düşüncesine ve kamuoyundaki imgesine sahip çıkmanın bu kadar güç olduğu bir memlekette “tanınmışlık” denilen boyunduruğu boğazından atmaya çalışacak ama bunu her denediğinde boyunduruğun daha da sıkıştığını görecekti.
“Ne olur beni bu kadar kolay anlamayın!” demek isteyecekti. “Biraz düşünün, siyah beyaz algılayıp üzerime etiketler yapıştırarak birtakım çekmecelere kilitlemeyin beni.”
Otel bilinmediği için herkes aynı eve sığışır, lokanta akla gelmediği için bütün aile aynı sofrada yemek yerdi. Yine de bugünkünden çok daha gülündüğünü, konuşulduğunu, eğlenildiğini hatırlıyorum