Eğer her bir zerrede hükema şuuru, etıbba hikmeti, hükkâmın siyaseti bulunduğunu ve her bir zerre de sair zerrat ile vasıtasız muhabere ettiğini itikad edersen, belki nefsini kandırıp o muhali de itikad edebilirsin. Halbuki o zîhayat makinede öyle bir mu'cize-i kudret, öyle bir hârika-i hikmet vardır ki ancak bütün kâinatı, bütün şuunatını icad eden, tanzim eden bir Sâni'in sanatı olabilir. Yoksa kör, az, basit imkân tereddüdüyle ayak atamaz. Esbab-ı tabiîden olamaz.
Bir hadîs-i kudsîde Cenab-ı Hak buyurmuş:
اَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدٖى بٖى
Yani "Kulum beni nasıl tanırsa onunla öyle muamele ederim." İşte bu bedbaht adam, sû-i zan ile ve akılsızlığı ile, gördüğünü âdi ve ayn-ı hakikat telakki etti ve öyle de muamele gördü ve görüyor ve görecek. Ne ölüyor ki kurtulsun, ne de yaşıyor, böylece azap çekiyor.