Küçük bir bebeği nasıl da çok severiz. Ya küçük bir çocuğu, kendi çocuğumuzu, ne kadar severiz?
Gerçekten seviyor muyuz acaba? Kabalık yapıyor muyuz ona karşı? Haklarını çiğniyor muyuz? Onu incitiyor muyuz? Ona tahakküm ediyor muyuz? Ona dünyayı, insanları, kendisini yanlış mı tanıtıyoruz? Büyürken ona lazım olacak bütün güçlerini elinden alıyor muyuz? Özerkliğini, özgürlüğünü, iradesini, iyi niyetini, zekasını... Her şeyini elinden alıp onu eziyor muyuz?
İnsan makinesi çok güçlü. Zekasının sınırı yok. Doğduğu andan itibaren bu süper makineyi dizginlemeye çabalıyoruz bence. Bedeninin gücüyle dünyalar yaratabilir ve dünyaları yok edebilir. Zekasının sınırsızlığı hayallerimizin ötesine uzanır.
Sanırım korkuyoruz, onun enginliğinden.
Onu sakatlıyoruz. Manipüle ediyoruz. Yalanlarla gerçeklerden uzaklaştırıyoruz. Neden bunu yapıyoruz? O bizim biriciğimiz değil miydi?
Cinselliğini söndür, hırçınlığını söndür, sorgulama gücünü öldür, isyanını bastır, doğadan uzaklaştır... Toplumsal bir mutabakat var gibi. Çocuğun gücünü, zekasını, hislerini sınırlandırma hedefi var bilinçaltımızda. İçgüdüsel olarak çocuğu sakatlıyoruz.
Bu kitapta ödüller ve cezalar eşit yanlışlıkta görülmüş. Onun zekasını ve vicdanını geliştirecek yaklaşım anlatılmış.
İnsan onuruna yakışan muameleyi bebeklikten itibaren görmeli fikri verilmiş.
Bir yetişkinden daha az zeki, daha az duygusal, daha az saygın olarak görülmemeli çocuklar.
Koşulsuz bir şekilde, hiçbir şarta bağlı olmayarak sevilmeli çocuklar.
Hepimiz romantik bir ilişkimiz olsun istiyoruz. Bizi her şeyden çok sevecek bir insan arıyoruz. Biz ne yaparsak yapalım destek olacak, bizi hiç terk etmeyecek, bizimle ilgilenecek, gözümüzün içine bakacak, muhtaçlıklarımızı başa kakmadan severek karşılayacak, arzularımızı gerçekleştirmek için çabalayacak,