öncelikle yazar Zülfü Livaneli hakkında bir kaç görüşümü paylaşarak incelemeye başlamak istiyorum. En son okuduğum livaneli kitabı Eliya ile yolculuk kitabıydı. Daha önce yazarın Serenad, Leyla'nın evi, son ada, sanat uzun hayat kısa gibi kitaplarını da okumuştum. Fakat okuduğum son kitabında livanelinin kaleminden çıkan bir söz beni yazardan soğutmaya yetmişti açıkçası. Tam hatırlayamamakla birlikte yazar adı geçen kitabında "biz de korkuyoruz o siyah Türklerden" minvalinde bir söz kullanmıştı, annesi tarafından türkler geliyor diye korkutulan rum eliya kazanın çoçukluk korkusunu paylaşırken. Entellektüel birikimi olan birinin geçmişin ırk temelli gruplaşmasında en azından bir tarafın sıkıntısını anlıyorum mesajı vermek için büründüğü bu ucuz şovenizmi beni kendinden soğutmaya yetmişti. Ama hayat siyah-beyaz, doğru-yanlış gibi basit sınıflandırmaya sığmayacak kadar organik, esnek. Bu mentaliteye aşina olduğumdan beri artık insanların ne dediğinden çok ne amaçla söylediğine odaklanmaya başladım ve bu nedenle bir daha okumam dediğim livanelinin Kaplanın Sırtında kitabına başlama kararı aldım.
Şimdi gelelim Kaplanın Sırtında kitabına. Kitabın temelde ele aldığı konu, ikinci meşrutiyetin ilanından sonra (bazı tarihi&siyasi kaynaklara göre Abdülhamid tarafından çıkartılan) patlak veren 31 mart vakası ve ittihat ve terakkinin duruma el atıp isyanı bastırıp sonucunda da Abdülhamidi tahttan indirilip Selanik'te Alatini köşküne ailesiyle beraber sürgüne yollamasıdır. Kitap bir çok tarihi kaynaktan beslenerek kurgulanmış ve sürgünde Abdülhamid ve ailesinin hususi doktorluğunu yapan aynı zamanda kitabın baş karakterlerinden biri olan Doktor Atıf'ın anıları etrafında yazılmış tarihi bir roman. Atıf ittihatçı bir askeri doktor ve aldığı görev gereğince her gün Alatini köşküne