Bir yanda aşağılatılan insanoğlu. Yokluk içinde, ölüm içinde, tutsaklık içinde insanoğlu, öte yandan buna yabancı kalmış sanatçı. Dedik ki, insanların en duyguluları sanatçılar, insanların bu hallerine yabancı kalamazlar. Kalırlarsa, biz onları samatçıdan önce insandan bile saymayız ( 25.12. 1960)
Kitaba başlarken üst üste gelen isimler kafanızı bulandıracak biraz. Sonra olay örgüsüne girince garip bir aşk döngüsünün içinde bulacaksınız kendinizi. Çok ütopik bir aşk üçgeni olduğu için sevemedim olay örgüsünü. " Olmuyordu ama aşkı için katlanmak zorundaydı " tarzı düşünce her bölümde tekrar tekrar yüzünüze çalınacak.
Ortaya bir çocuk çıkınca da yine tekrarlar başgösteriyor. Çocuk her defasında aynı şeyleri yapıyor ve daha okumadan anlıyorsunuz yapacaklarını. Yazar romanın başkahramanını oynar gibi, kitabı yetiştirmek için yazmış sanki. Maddi bir beklenti sonuncu yazayım bitsin tarzında buldum.
Tekrarlar dışında güzeldi. Dostoyevskinin güçlü kalemini romanın sonunda hissettim. Olaylar bir puzzle gibi teker teker yerini buluyor. Yazar gerçek hayatında yaşadığı yoksulluğu ve çaresizliği nakış nakış çol güzel işlemiş. Sara nöbeti geçiriyor, açlığı hissediyor, nefret duyuyorsunuz bazı yerlerde.
Dostoyevski anısına sonsuz saygılar...