Hem Fromm hem de Horney, yaşamın amacı olarak kendini gerçekleştirmeyi benimsemişlerdir. "Gelişme", öncelikle "gerçek" benliğin, kısmen "sahte" bir benlik olan "kamusal" benlikten ayırt edilmesiyle sağlanacaktı. Kendini gerçekleştirme yeteneğine sahip orijinal bir benlik, daha derin bir benlik vardı. Fromm için erdem buydu: Kişinin "eşsiz bireyselliğinin ifadesi." Ve temel birimi sevgi olan bu eşssiz bireyselliği gerçekleştirmek terapinin işiydi. Kalvinistlere ve kendini sevmeyi hor gören Kant'a karşı son derece eleştireldi. Fromm'a göre yalnızca kendilerini hakikaten sevenler başkalarını da hakikaten sevebilirdi ve toplum içinde birlikte yaşamanın temeli de buydu.
Karen Horney de Çağımızın Nevrotik Kişiliği ve Psikanalizde Yeni Yollar adlı kitaplarında, saldırgan ve rekabetçi batı toplumunun "hemen hemen herkeste" nevroz ürettiğini savunuyordu: Bu durum kişiliğin gelişimini çarpıtmış, toplumun asgari müştereğinin uymacılık olduğu "etkileme, güç ve statü" özlemlerini beslemişti.
Fromm, insan doğasının aslında kültürel bir ürün olduğunu, dini arayışın temel olduğunu ve modern toplumdaki temel sorunun fiili özgürlüğün insanları izole etmesi ve baş etmekte zorlanacakları şekilde yalnızlaştırması olduğunu savunuyordu. Otonominin müphemliği insan için dayanılmaz hale gelmişti. Fromm'a göre modern dünya insanlarda "üretken olmayan" bazı tepkileri teşvik ediyordu: İnsanlar ya "alıcı" (destek ve ödül için dış kaynaklara bağımlı), "sömürücü" (istediklerini almaya sabitlenmiş), "istifçi" (malları ve duyguları konusunda cimri) ya da "pazarlamacı" (kişilik pazarında kendilerini satmaya hevesli) oluyorlardı.
- Güçlü tarafımızı göstermeliyiz. Hep üstte görünmeliyiz. Çok bağıran, çok kükreyen güçlü demektir.
- Gerçekten öyle midir? Gerçekte zayıf olan kendini güçlü göstermek için bağırmaz mı?