Bir kez daha yolumda yürür
Gözlerimi dikerken ileri
Bir başınalığımda uzatıyorum ellerimi
Yukarıya, sana, korunağıma
Gönlümün en derin köşelerinde
Görkemli tapınaklar diktiğim uğruna
Zira her zaman ve daima
Senin sesindir çağıran geri
Kazınmış mermerin göbeğine, parıldar O sözcük: Bilinmeyen tanrıya...
Tanımalıyım seni, bilinmeyeni Ruhumun derinliğine ereni...
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Soru: Bir filozof her gün öğretecek bir şeyleri olması yükümlülüğünü, vicdan rahatlığıyla kabul edebilir mi? Bildiğinden daha fazlasını biliyormuş izlenimini vermesi gerekmez mi? Yalnızca en yakın dostlarıyla tehlikesizce konuşabileceği şeyler hakkında, tanımadığı bir dinleyici kitlesi önünde konuşmak zorunda kalmaz mı? Asıl önemlisi: Kendi dehası onu ne zaman çağırırsa ve nereye çağırırsa peşinden gitmek gibi harika bir özgürlükten mahrum bırakmaz mı kendisini? Belirli saatlerde, topluluk önünde, daha önce belirlenmiş konularda düşünme yükümlülüğü vardır çünkü. Üstelik de gençlerin karşısında! Böyle bir düşünce daha en başından adeta hadım edilmiş değil midir? Ya günün birinde şöyle bir hisse kapılırsa: "Bugün hiçbir şey düşünemem, aklıma iyi bir fikir gelmiyor" - yine de çıkıp, düşünüyormuş gibi görünmesi gerekmektedir!
Denilecektir ki, böyle biri bir düşünür değil, olsa olsa sonradan düşünen, üzerine düşünen biri olur.
Devletin genel olarak felsefeden korktuğu da olur ve özellikle böyle durumlarda, kendisine felsefe ondan yanaymış görüntüsünü verecek filozofları yanına çekmeye çalışır. Çünkü adları önde gelen ama hiç de korku uyandırmayan bu insanları çekmiştir yanına. Ancak gerçekten kaşlarını çatan, hakikatin bıçağıyla her şeyi, devleti de masaya yatıran bir insan onaya çıkcak olduğunda, devlet her şeyden önce kendi varoluşunu olumladığından, böyle bir insanı kendinden dışlamak ve ona bir düşman muamelesi yapmak hakkına sahiptir. Demek ki birisi, devlet yoluyla filozof olmayı hazmederse, devlet nezdinde, hakikati saklandığı her yerde aramaktan vazgeçmiş biri olmayı da hazmetmek zorundadır.
Kişi kendisini ciddiye almaya, yani onun aracılığıyla bir eyleme girişmeye zorlamalı insanları, arkasında böyle bir eylem daveti bulunmayan her sözcüğün fuzuli yazılmış olduğunu kabul ederim.