Tarihi romanlara hep bir ders kitabı gözüyle baktığım için okuması da bana zevk vermiyordu.Sanki okulda hocam tarih dersi anlatıyor havasına giriyor ve aslında bir nevi belki gerçeklerden kaçma içgüdüm harekete geçiyordu.Ta ki bu muhteşem eser Osmancık ile karşılaşıncaya dek.Manevi açıdan bende farklı bir yeri olan bu eseri önyargısız bir şekilde okumalıyım dedim ve sürükleyiciliği, olayların akışı ve aslında geçmişimizin Osmanlı Devleti’nin kuruluşu,Osman Bey’in hayatı o kadar akıcı bir üslupla dile getirilmiş ki kütüphanemde 12 senedir bu eseri okumadan tuttuğum için çok utandım.
Kitabı tür olarak tarihi, biyografik ve bildungs roman olarak değerlendirmemiz mümkündür. Bildungs roman kavramını bilmeyenler için de açıklamak isterim. Bu roman türünde romanın başında pek çok özelliği hala “çocuksu” olan bir karakter, hikaye bitişinde artık toplumdan bir birey olmuş, hem fikir olarak hem fiziki olarak olgunlaşmış bir birey haline gelmiştir. “Osmancık” denilmesinin de sebebi budur aslında. Osmanlı Devleti’nin kurucusu, Ertuğrul Gazi’nin Osmancık’ı; Kayı boyuna lider olması, Şeyh Edebali’nin öğütlerini alması ve yaşadıklarıyla büyümüş, sorumluluklarının farkında olmuş, gururunu, asiliğini,sabırsızlığını bir tarafa bırakarak artık “Osman Bey” olmuştur.
Kitap asıl olarak Osman Bey’i konu almasına karşın Ertuğrul Gazi’nin son dönemleri ve Osman Bey’in oğlu Orhan Bey’in de gençliğine kadar anlatmaktadır.Şeyh Edebali Osmancık için çok önemli bir dönüm noktasıdır; verdiği öğütler tüm devlet adamlarına ders olarak verilmelidir. Açgözlülüğün, hırsın, doyumsuzluğun egemen olduğu bu dünyada gerektiği zaman ve gereken kadarıyla savaşma ve gücünü gösterme ,sakin ve sabırlı kalarak, intikamla ve şeytani duygularla, sadist bir zihniyetle hareket etmeme düşüncesi tüm devlet