N

10/10
·250 syf.··
2021 13. kitabı
Bazı kitapları okuyunca o kadar hoş bir hava bırakıyor ki inceleme yazılsa sanki ruhuna aykırı, yazılmasa sanki üstüne hiç konuşulmadan acele başka kitaba geçiş yapıyormuşum gibi hissediyorum .Bu aceleliği yaşamamak adına son zamanlarda en'lerim listesine giren Şemseddin Sami'nin bu güzel eseri için dilim döndüğünce bir şeyler yazmak istedim haddim olmayarak.Aşk romanı yazmak zordur,yazar olarak sen hayalinde o aşkı yaşar veya canlandırırsın ama bunu kelimelere dökmek ve okuyucunun da o vermek istenileni alması için kullanılan üslup çok önemlidir.Zoru başarmıştır fazlasıyla yazar.Talat ve Fitnat'ın aşkı...Haticeye değil neticeye bakmak lazım denilir ama bu kitapta hatice o kadar güzeldi ki netice gölgede kalmıştır nazarımda.Keza Yılmaz Erdoğan'ın "Varmak değil, yol güzel." cümlesi de kitaptaki olayların akışı için söylenilebilir. Tertemiz,masum, riyakarsız,kırmadan, dökmeden , parçalamadan sevmek nedir, nasıl olur sorularının cevabını bulabilirsiniz.Canım Talat sevdiğine kavuşmak için yaptığın fedakarlıkları, kadına verdiğin değeri, gururunu ayaklar altına almanı hiç unutmayacağım. Canım Fitnat , Ernest Hemingway'in "uğruna savaştığımız her şey gibi seviyorum seni" sözünü öyle güzel yaşattın ki aşka verilen bu değer tüm okuyuculara unuttuğumuz güzel duyguları hatırlattı.İki insanın aynı anda birbirini sevme ihtimali hesaplanmış mıdır bilmem ama bana çok düşük olasılıklı gelir.Bunu yaşayan insanlar da milli piyango çıkan insandan kat be kat şanslıdır.Tüm dünya el ele verip bu iki aşığın birlikte olması için elinden geleni yapmalıdır diye düşünürüm.Talat ve Fitnat acaba gerçekten şanslı mı yoksa şanssız mı?Kadının adının olmadığı,kadının fikrinin olmadığı hatta kadının varlığının dahi olmayıp, elden ele oyuncak gibi sürüklendiği büyüklerin fikirlerinin hakim olduğu
Taaşşuk-ı Talat ve FitnatŞemseddin Sami · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202538bin okunma
Reklam
9/10
·190 syf.··
2020 42. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 05 Aralık 2020 03:00
"Rabbim seni bana yazmışsa, benden kaçışın yok, Kader seni benden almışsa ağlamanın lüzumu yok." Şems-i Tebrizi Bu dizeyi anlatan kitap yazılsın denilmiş de Yakup Kadri "Hep O Şarkı"yı yazmış sanki.Münire ile Cemil Bey'in imkanlı/imkansız aşkı... Spoiler vermek istemediğim için bu dizedeki birinci mısraya mı giriyor yoksa ikinci mısraya mı giriyor bu roman söylemeyeceğim.Ama kadın ruhunu anlayan ve kadın bakış açısını en iyi anlatan erkek yazarın hep Stefan Zweig olduğunu düşünmüşümdür ve yeri çok ayrıdır.Öbür yandan Türk Edebiyatına baktığımızda Hüseyin Rahmi ile Yakup Kadri'nin hakkı yenmemeli.Münire'yi anlatırken kalemini o kadar güzel kullanmış ki yazar bir kadın okuyucu olarak Münire'yi tüm psikolojik tahlilleriyle çok güzel özümsedim.Hatta Münire'nin aşkı öylesine güzel dile getiriliyor ki bir ara acaba Cemil Bey Münire'nin hayalindeki bir erkek de gerçekte yok mu diye düşündürttü. Burdan da Cemil Bey'in ne kadar pasif sevdiğine yönelik ipucu vermiş olayım.Belki bir tartışma konusu olur, zıt fikirler muhakkak vardır ancak bir kadının her zaman bir erkekten daha güzel sevebildiğine inanırım.Daha masum, mantığına göre değil kalbine göre hareket ettiğine ve bir erkeğe oranla daha çabuk vazgeçmeyeceğine, uğruna her şeyini feda edebileceğine ...Roman da o dönemin şartlarını , zorluklarını gönül meselelerine insanların bakış açısını, aşka sevgiye duyulan saygıyı/saygısızlığı yazar çok güzel vurgulamış.Hani iki gönül bir olunca samanlık seyran olur deriz ya, iki gönlün bir olmasının mutlu son için yetip yetmeyeceğini romanı okuyunca anlayacaksınız.Özellikle kitapta en beğendiğim paragraf son paragraf olmuştur.Bir kadın için ne acıdır o cümleleri söylemek,okurken beni kah sinirlendiren kah mutlu eden romanı tüm okuyucuların
Hep O ŞarkıYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 20184,301 okunma
9/10
·96 syf.··
2020 37. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2020 17:27
İnceleme değil de aslında bu bir okurun 'Bu şiir kitabını alın ve okuyun,okutun!' çağrısıdır.Şiir kitabı incelemek bana çok tuhaf gelmiştir.Ne biliyim roman,hikaye bir şekilde insana inceleme oluşturacak bakış açısı sunuyor ama şiir çok daha özel bir alan gibi geliyor. Şairin özel hayatının dokunulmazlığının bir parçası olan şiirin üstüne kimsenin söz söylemeye hakkı yoktur,susmaktır haddimize düşen. Tabi bu söylediklerim kalite kokan şiirler ve o eserlerin sahipleri için geçerlidir. Kendimle de çelişerek bu eser hakkında iki üç cümle yazmayı görev edindim. Meşhur şiirlerin şairlerinin kitabını bir hevesle alıp o bilinenden başka güzel şiiri olmadığını farketmenin üzüntüsünü yaşadığım çok oldu. Şiir okumayı çok seven ve fiiliyatta da çok okuyan biri olarak her okuduğum şiir kitabında sadece bir şiiri sevdimle, hiç olmazsa bir tane güzel şiir var avuntusu arasındaki ince çizgide çok kaldım. İlk kez çok samimi söylüyorum ilk kez bir şiir kitabını baştan sona hiç sıkılmadan ve bir sonrakini merak edecek şekilde hevesle okudum.Aşkın, ayrılığın, sevmenin naifliğini , güzelliğini her okuduğum sayfada artan bir grafik şeklinde hissettim ki bir anda kendimi şairin acılarının ortasında buldum. Şiir okumanın o güzelliği vardır şairle dertleşiyormuş gibi hisseder insan ,yalnız olmadığını bilmenin, söyleyemediklerini söyleyen güzel bir dilin varlığı, lafı ağzımdan aldı deyiminin lafı ağzımdan almakla kalmadı bir de dokundu güzelleştirdi haline gelmesidir şiir.Benim de dert ortağım Murathan Mungan oldu,ne güzel kalpli bir dost,muhabbeti çok güzeldi en onemlisi derdi güzeldi derdi.Kitabı merak edenler için 'Yalnız Bir Opera' şiiri fragman mahiyetinde olacaktır, iyi okumalar dilerim.
Yaz GeçerMurathan Mungan · Metis Yayınları · 20166,6bin okunma
Puan vermedi·208 syf.··
2020 35. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2020 05:12
Öncelikle belirtmem gerekir ki bu incelemedeki hedefim bir edebi eseri irdelemenin ötesinde ihtiyaç sahibi okurların (kendim de dahil) motivasyon eksikliğini bir nebze de olsa gidermektir. Dolayısıyla eserin vermek istediği mesajları, araştırdığım ve uygulamaya çalışınca da başarılı sonuç aldığım bilimsel araştırmalarla pekiştirerek yazarın da amacına hizmet etmiş olacağımı düşünüyorum. Tembellik, isteksizlik ve en önemlisi iradesizlikten kurtulmak isteyenlerin başucu kitabı olması gereken bu eserde Jules Payot ,dayandığı tecrübeler ve farklı kişilerin hayatlarından alıntılar yaparak gençleri tabiri caizse 'uyandırmak' istiyor. İnsan nasıl bir kolunu kaldırmak istediğinde kaldırabiliyorsa düşüncelerini de kaslarını hareket ettirdiği gibi yönetebilir. İşin püf noktası yani aslında başarmanın, çalışmanın asıl sırrı iradeyi eğitmekten geçiyor. İradeyi eğitmek nasıl mümkün olur peki? İki şeye bağlıdır; tefekkür ve eylem. Tefekkür yani derin düşünmek. Düşündüğümüz şey boş hayaller değil , insanın dış dünyadan gözlerini kendine çevirmesidir. Asıl görmekten kaçtığına bakması kendini gözlemlemesidir. Tembel insanların mutluluğu, üzüntüsü başkalarına bağlıyken, çalışkan insanlar mutluluğu kendinde bulanlardır. Tefekkür aşamasını geçtikten, kendimizde gördüğümüz eksiklikleri, hedeflediklerimizi tespit ettikten sonra ise diğer yapmamız gereken şey, çıkarımlarımızı harekete geçirmek yani eylemdir. Eylem bir defaya mahsus olan bir faaliyet değildir. Alışkanlık haline gelmediği sürece hiçbir anlam ifade etmez. Başarı her gün tekrarlanan küçük çabaların toplamıdır. İşte burda sebat etmek gündeme gelmektedir. Sebat da iradeyi doğrudan etkileyen ana unsurdur.İnsan karakterini değiştiremez, doğuştan gelir. Ancak karakterin şekillenmesine bu tür güzel alışkanlıklar yardımcı
İrade TerbiyesiJules Payot · Flipper Yayıncılık · 202038,4bin okunma
Puan vermedi·376 syf.··
2020 34. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2020 15:25
Tarihi romanlara hep bir ders kitabı gözüyle baktığım için okuması da bana zevk vermiyordu.Sanki okulda hocam tarih dersi anlatıyor havasına giriyor ve aslında bir nevi belki gerçeklerden kaçma içgüdüm harekete geçiyordu.Ta ki bu muhteşem eser Osmancık ile karşılaşıncaya dek.Manevi açıdan bende farklı bir yeri olan bu eseri önyargısız bir şekilde okumalıyım dedim ve sürükleyiciliği, olayların akışı ve aslında geçmişimizin Osmanlı Devleti’nin kuruluşu,Osman Bey’in hayatı o kadar akıcı bir üslupla dile getirilmiş ki kütüphanemde 12 senedir bu eseri okumadan tuttuğum için çok utandım. Kitabı tür olarak tarihi, biyografik ve bildungs roman olarak değerlendirmemiz mümkündür. Bildungs roman kavramını bilmeyenler için de açıklamak isterim. Bu roman türünde romanın başında pek çok özelliği hala “çocuksu” olan bir karakter, hikaye bitişinde artık toplumdan bir birey olmuş, hem fikir olarak hem fiziki olarak olgunlaşmış bir birey haline gelmiştir. “Osmancık” denilmesinin de sebebi budur aslında. Osmanlı Devleti’nin kurucusu, Ertuğrul Gazi’nin Osmancık’ı; Kayı boyuna lider olması, Şeyh Edebali’nin öğütlerini alması ve yaşadıklarıyla büyümüş, sorumluluklarının farkında olmuş, gururunu, asiliğini,sabırsızlığını bir tarafa bırakarak artık “Osman Bey” olmuştur. Kitap asıl olarak Osman Bey’i konu almasına karşın Ertuğrul Gazi’nin son dönemleri ve Osman Bey’in oğlu Orhan Bey’in de gençliğine kadar anlatmaktadır.Şeyh Edebali Osmancık için çok önemli bir dönüm noktasıdır; verdiği öğütler tüm devlet adamlarına ders olarak verilmelidir. Açgözlülüğün, hırsın, doyumsuzluğun egemen olduğu bu dünyada gerektiği zaman ve gereken kadarıyla savaşma ve gücünü gösterme ,sakin ve sabırlı kalarak, intikamla ve şeytani duygularla, sadist bir zihniyetle hareket etmeme düşüncesi tüm devlet
OsmancıkTarık Buğra · Ötüken Neşriyat · 202318,8bin okunma
Reklam